Bu çağda birçok insan, kendi elleriyle değer yaratacağına ve para kazanacağına inanmıyor.
Bu inançsızlık, içerde derin bir boşluk bırakıyor. O boşluk ise insanı kestirme yollar aramaya itiyor. Dolandırıcılık da işte bu noktada devreye giriyor. Kardeşini, yakınını, ortağını ya da sosyal medya üzerinden tanımadığı insanları kandıranların çoğu, aslında “zeki” oldukları için değil, kendi güçlerine güvenmedikleri için bu yolu seçiyor.
Kendine güveni olmayan insan, dürüst emekle bir şey inşa edebileceğine inanmaz. Sabırla değer üretmek, zamanla büyümek, ter dökerek yükselmek ona çok uzak ve imkânsız gelir. Bunun yerine “hızlı” ve “kolay” görünen bir çıkış arar. O çıkış ise çoğu zaman bir başkasının cebinden, emeğinden ya da umudundan geçer. Dolandırıcılık, temelde bir cesaret eksikliğinin, kendine inanamamanın ve içerdeki boşluğu dışarıdan doldurma çabasının sonucudur.
Peki bu insanlar neden kendilerini “çok zeki” zanneder? Çünkü o inançsızlıkla başa çıkmak için başka bir yalana sığınmak zorundadırlar. “Ben bunu yaptım ve kimse fark etmedi” demek, aslında “Ben bu kadar güçsüz değilim, ben bir şeyler yapabiliyorum” demenin çarpık bir yoludur. Kendine güveni olmayan insan, dolandırıcılıkla hem para kazanır hem de geçici bir “güç” hissi elde eder. Bu his, gerçek bir özgüven olmadığı için sahtedir. Ne kadar çok dolandırırsa o kadar çok “zeki” olduğuna kendini inandırır. Oysa bu, kendi yarasına tuz basmaktır. Her başarılı dolandırıcılık, aslında o insanın kendi içindeki güvensizliği daha da büyütür.
Bu döngü, sadece bireysel bir sorun değildir. Toplumsal bir frekans düşüşüdür. Bir toplumda kendine güvenini kaybetmiş, kendi elleriyle bir şey yaratabileceğine inanmayan insan sayısı arttıkça, dolandırıcılık gibi kestirme yollar daha çok normalleşir. Aile içinde ihanetler çoğalır, dijital dünyada güven erir, ortaklıklar zehirlenir. Ve en kötüsü, bu davranışlar yeni nesillere de “kolay yol” olarak miras bırakılır. Oysa bir milletin gerçek istikbali, vatandaşlarının kendi güçlerine duyduğu inançla ve dürüst emekle yükselir.
Gerçek zeka, başkalarını kandırarak kendini kandırmak değildir. Gerçek zeka, kendi içindeki boşluğu görmek, o boşluğu doldurmak için emek vermek ve zamanla kendi ellerine güvenmeyi öğrenmektir. Ladin ağacının kayayı yararak yeşermesi gibi… Kendi karanlığını kabul edip, onu ışıkla dönüştürmek gibi… Bu yol zahmetlidir. Ama bu zahmet, insana gerçek bir özgüven ve kalıcı bir güç verir. Sahte zekânın getirdiği kısa süreli “zafer” hissi ise, her seferinde daha büyük bir boşlukla sonuçlanır.
Dolandırıcılık, kendine güvenini kaybetmiş insanların seçtiği en acıklı kestirme yoldur. Bu yolu seçenler, aslında en çok kendilerini kandırır. Çünkü en büyük zeka, başkalarını aldatmak değil; kendi içindeki güvensizliği dönüştürüp, kendi elleriyle değer yaratabilmektir. Bir toplum ancak bu dönüşümü gerçekleştirdiğinde gerçekten gökyüzüne yükselebilir.