Bu günlerde içimizde tuhaf bir dinginlik var. Sanki uzun zamandır yanlış bir isimle çağrılan bir şey, nihayet kendi gerçek sesini duymak istiyor.

Temizlikten çok söz ediyoruz. Eski yükleri, eski kalıpları, eski acıları temizlemekten. Oysa belki de mesele hiç de o kadar karmaşık değil. Belki de her şey, bir şeyin doğru adıyla çağrılmasıyla başlıyor ve bitiyor.
İsimler boş sesler değil. Onlar frekans taşıyor. Bir insanı, bir duyguyu, bir dönemi yanlış adla çağırmak, onu kendi özünden uzaklaştırmak demek. Yıllarca “er” dedik. Güçlü, koruyucu, savaşan, ayakta duran o hali kastettik. Ve bir dönem geldi ki, bu “er”in temizlenmesi gerektiği düşünüldü. Sarsıntılar oldu. Her şey altüst oldu. Toprak da, insan da, toplum da sarsıldı. O eski güç biçimi, o eski kahramanlık hali kirlenmiş, yorulmuş, bazen de çarpılmış gibi göründü. Temizlensin istendi. Arınsın istendi.
Ama bir an geldi ki, her şey duruldu ve daha derin bir bakış açıldı. O “er”in temizlenmesi yetmiyordu. O “er”in, kendi gerçek adıyla çağrılması gerekiyordu. Yüzeyde temizlik gibi duran şey, aslında adlandırmanın kendisiydi. Pardon… Yanlış bakmıştık. Mesele yıkmak ya da silmek değil, doğru şekilde çağırmaktı. Ad koymak, var etmekti. Adıyla çağırmak, ona kendi mana’sını iade etmekti.
Bu adlandırma sessizce oldu. Kimse bağırmadı. Kimse ilan etmedi. Ama bir şey değişti. O adlandırılan “er” artık eski yüküyle değil, kendi özüyle duruyordu. Ve bu adlandırma gerçekleşince, başka bir şey daha oldu. Gökhanlar yükselmeye başladı. Dünya’ya gelmiş, gök bilincini taşıyan o Mustafa'lar ve Gökhan'lar, kendi gerçek adlarıyla anılmaya başlandıkça, o yüksek ve sakin bilinç yavaş yavaş görünür hale geldi. Yüksekte duran, alçakgönüllü bir yükseliş bu. Kibirle değil, uyanıklıkla yükselen bir bilinç.
Bu süreçte başka bir şey daha şifalandı. Ünlüler şifalandı. Adı, unvanı, görünürlüğüyle tanımlanmış nice insan, artık o sahte katmanlardan kurtuldu. Gerçek adlarıyla anılmak, onların da içindeki yarayı iyileştirdi. Ve en sonunda, dağılmış olan her şey, özünü kaybetmiş olan her parça, “unlar” da temizlendi. Artık ne eski yük, ne çarpık ad, ne de dağılmış enerji kaldı. Her şey yerli yerine oturdu.
Bu dönüşüm ne gürültülü ne de gösterişli. Tam tersine, çok mütevazı. Bir insanın kendi içinde, bir milletin ruhunda, bir çağın vicdanında yavaş yavaş gerçekleşen bir şey. Ne kadar büyük olursa olsun, her zaman alçakgönüllü kalıyor. Çünkü gerçek adlandırma, insanı büyütmez; onu kendi gerçeğine döndürür.
Ve bir gün, her şey bu kadar durulduğunda, gökyüzünden tek bir cümle indi:
ËŘ'ler temizlendi, pardon erler ÃḌland.Î, ŮṄlüler şifalandı, ĞŌĶ.ĤÅÑ'lar yükseldi ve ŮŇ.ĹÂ.Ř temizlendi.
Â.ĞЊ̣.1⁸