Yarın, batılı devletler toplanarak, Türkiye’ye yaptırım konusunu ele alacaklar. Medya da bu konuda çeşitli söylentiler var, bunun için piyasalar da hareketlendi. Bu nedenle batılılar ile bizi anlatacağım.

Bizim kültürümüzde hakkı hak bilmek vardır, batılı da batıl bileceğiz. İnançlı insanların aleme bakışı; “İyilik yap! mahluk bilmezse Halık bilir!” anlayışı üzerine kurgulanır. En azından tarihimizdeki hadiselere bakış açımız böyledir.

“Batılılar için her şey menfaatler ve çıkarlar üzerine bina edilir. Batılı anlayış da güç üstün tutulur, varlıklı iseniz hizmeti üstten alırsınız, verdiğinin mislini kat kat geri almadan duramaz. Hatta; muhatabını sömürmeyi, onun kanını emmeyi kendinde bir hak olarak görür, bu yolda yaptığı her zulüm ve haksızlığı da başarısı olarak kabul eder.

Batılı emperyal devletlerden bazılarını hatırlayalım. İngiliz, Fransız, İspanyol, Portekiz, Danimarka ve İtalya gibi denizaşırı sömürgeleri olan batılı ülkeler işgal ettikleri toprakların yeraltı ve yerüstü zenginliklerini çalarak, sömürerek ve yerli hakları köleleştirip aç ve susuz bırakarak bugünkü zenginliklere ve rahata ulaşmışlardır. Bunun için bu medeniyet; kan, kin, sömürü, eşkıyalık, hırsızlık ve haksızlık üzerine kurulmuş bir vahşet medeniyetidir.

Yazar Altunbaş bu tespiti yaptığı yazısının sonunda şöyle demişti: “Biz medeniyeti; ‘’Medine İslam Devletinden’’, uygarlığı; Uygurlardan (Türkistan'dan), hukuku ve adaleti Allah'ın kuralları olan ‘’Vahiy’ den’’ öğrenen Müslüman bir millet olarak bu kan dökücü Kabil soylu canilerden mi insanlığı ve medeniyeti öğreneceğiz? Hak ve hukuku bu işgalci zalimlerden mi öğreneceğiz?

BATILI ANLAYIŞIN TEMEL ESASLARI

“Batı medeniyeti beş menfi esas üzerine kurulmuştur:

1. Kuvvete dayanır. Kuvvetin özelliği ise, güçlünün, zayıfı ezmesidir. (Batılılara göre)Haklı olan güçlü değil, güçlü olan haklıdır.

2. İnsanı çıkar gayesine odaklandırır. Çıkar odaklı insanlar, haksız da olsa, her şeyi çıkarlarına vesile ve vasıta yapar. Bu ise, fertler ve toplumlar arsında çıkar odaklı sürtüşmelere ve birbirine zahmet vermeye yol açar.

3. Hayatın ilkesi olarak çarpışmayı kabul eder. Güçlü olanın zayıf olanı yok etmesini meşru görür. Bu ilkenin neticesi ise, nizalaşmak, kavga etmektir.

4. İnsanların dayanışma bağlamı olarak ırk ve menfi milliyeti esas alır. Bu ise, ırk ve milliyet eksenli çatışmalara yol açar.

5. Cazip hizmeti ise, nefis ve hevanın arzularını teşvik ve tatmindir. Bu ise, insanların madde ve alkol bağımlılığına, haz odaklı bir yaşantıya ve sair toplum hayatını tahrip eden sosyal hastalıklara sebep olarak, topluma düzen ve ahenk verecek değerleri ortadan kaldırır.

Bu beş menfi esasın kaynağında, Batı’nın materyalist, rasyonalist ve natüralist “ben ve varlık algısı” vardır… Biz ise medeniyet anlayışında eksek kayması yaşıyoruz. Yarın devam edeceğim.

BATILAŞTIKDA NE OLDU?

Şimdi geriye yaslanıp bir düşünelim! Meşrutiyet ve Tanzimat’tan bu yana ne değişti hayatımızda. Şöyle bir çevrenize bakın, batı ile ilişkilerimizi değerlendirin. Bugün veya yarın yapılacak AB’nin yaptırımlarınızı aklınıza getirin. ABD’nin, NATO’nun adaletsizliklerinizi ölçün, biçin; 15 Temmuz’u planlayanları hesaplayın, sonrada kuru kuruya batılılaşma sevdası bize ne kazandırdı, muhasebesini yazın çizin. Hiçbir gelişme olmadı diyemeyiz ama istenilen başarıyı sağlayamadık galiba…

Biz çağdaşlaşmayı, batılı değerlerde aradık. Haykıramadık, bizim değerlerimiz hakkı üstün tutar, onların ki, gücü üstün tutmakta diye. 

Ama şunu da biliyoruz, batılı ıslahı, kendini korumak için yaparken, biz kendi değerlerimize karşı savaş açmışız.

Bunları neden yazıyorum? “Bilmek, kıyas etmektir. Kendimizi tanımayınca, başka ülkelerle nasıl karşılaştırabiliriz!” diyor bir düşünürümüz. Bunun için eğer yeni reformlar yapılacaksa ki yapılacak yenilikleri tarihin süzgecinden geçirmeli, değerlerimizle örtüşen bir çalışma yapılması gerekiyor. Sadece toplumun bir kesimi ile görüşüp, halkın sıkıntılarını sormaz iseniz, bu reform olmaz!

Elbette önce varsa ulemaya, bilim insanı ile istişare edilecek ama halkın da oluru alınacak, alınmalı…