Gazetecilik mesleği hak, yükümlülük, özgürlük ve sorumluluk gibi birçok kavramı içinde barındırmaktadır. Gazeteciliği bir meslek olarak tanımlayanlar, basının toplumsal yaşam bakımından önemi ve sorumluluğu, gazetecilerin toplum hizmetlerinde bir kamu görevlisi oldukları noktasında hareket etmektedirler.

“Gazetecinin görüşü ise sorumluluğunu sürekli gündemde tutmaktır, tutmaya da devam edecektir.”  

Günlük çalışma hayatında basın, sık sık karşılaştığı ahlaki sorunlara, çelişkilere çözüm bulmak zorundadır. Bu durumun nedeni ise basının kamusal çıkarlara hizmet etme görevini üstlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Basının çözüm arayışlarında ise genelde kendi kendini denetleme diye anılan mekanizma ortaya çıkmaktadır. Basının asıl görevi kamu adına denetleme görevi yapmak, eksik, hatalı ne varsa tespit etmek, bunu haber yoluyla kamuya bildirmek ve kamuda kendine düşen görevini yerine getirmektir.

Basın ile alakalı “halkın sesi, gözü, kulağı“ diye evrensel bir tabiri vardır. Bu Türkiye’de ve demokrasi ile yönetilen ülkelerde de böyledir...

Basın, her doğruyu her yerde yazmaz ve seslendirmez. Doğruyu doğru olan yerde söyler ve yazar.
Güçlü ülke sayesinde basın güçlü ve özgürdür.

Bu gücü arkasına alan basın, hep doğruları ve gerçekleri yazarak gündeme taşır. Devletine, milletine zarar verecek bir haber niteliği varsa bunu es geçer çünkü faydasından çok zararı olacaktır;  Ama insanlarda, ‘Nasıl olsa basının sesi çıkmıyor, ben ne yaparsam keseme kalır’ düşüncesi tarihe karışmıştır. Er veya geç mutlak meydana çıkacaktır.

Burada görev yapan yerel basın deyip geçmeyin; güçlü yerel basın, aynen ulusal basının en önde tirajı olan gazeteler kadar ses getiriyor.
Nasıl getirecekmiş diye soruyorsunuz gibi geliyor kulağıma?

Size anlatayım:
Sosyal medya diye teknoloji harikası var. Gazetelerin de internet siteleri var. Bu sitelere atılacak her haber dünyanın bir ucundan öbür ucuna saniyesinde gidiyor, okunuyor ve izleniyor.

***  

 Bilindiği gibi ülkemizde bir kriz yaşanıyor. Belki eski şiddetini kaybetse de yine bir kriz var. Bundan en çok yerel basın ve sosyal medya etkileniyor.

Büyükşehir belediyesi başta olmak üzere, bazı belediyeler ve kurumlar Büyükşehirden aldığı cesaretle basına destek vermeyerek cezalandırmaya çalışıyorlar...

 Bunun doğru bir hareket olmadığını da zaman gösterecektir.

Diğer taraftan: TSK, Barış Pınarı harekâtında elde ettiği kazanımları anında Türk kamuoyuna servis yapan işte o Basın ve sosyal medya aracılığı ile gerçekleşiyor. Bu başarı hem ulusumuzu hem de Kahraman askerlerimizin moralini yükseltiyor.

Basının gücünü zaman zaman burada anlatmaya çalışıyorum. Basının artı sosyal medyanın olmadığı yerde ne ülke kalkınır, ne demokrasi ve hak hukuk nede özgürlük olur, sadece dikta bir yönetimden bahsedilir. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Sadece 57 İslam ülkelerine ve komşulara bakmamız yeterli olacaktır.

Son olarak: Basının ve sosyal medyanın değerini bilelim. Nasıl ki… Hukuk herkese lazımsa basında bir gün gelecek size de lazım olacaktır.