“Kadere havale ”ve onunla bağlantılı “Tevekkül” kavramı başından beri İslam toplumlarının geri kalmışlık sorunu ile bağlantılı olarak gündeme alındığı bilinir.

Halife Ömer’in biz  tevekkül ehliyiz. Çalışmadan başkalarından gelecek sadakayı bekleyen kişileri ”siz tevekkül değil “teekül” yeme ehlisiniz, diyerek kovduğu bilinir.
Diyanet İşleri başkanı Prof.Dr. Ali Erbaş’ta Kahramanmaraş - Pazarcık merkezli depremlerde; bunca ölüm, yaralanma ve mal kaybına değinerek şunları söyledi’ Bu depremleri kadere bağlayamayız. Siz önce işini dürüst yapacaksın; ondan sonra Allaha havale edeceksin. Sen önce işini dürüst yap.” diye açıklamalarda bulunmuştu.
Kaderci bir toplumuz. Kolay kolay isyan etmeyiz. Acıları paylaşır onunla yaşamaya çalışırız.  Acılardan ders çıkartarak nerede hata yaptık.  İhmallerden mi cehaletten mi? bunun araştırması aklımıza getirmeyiz.
Kahramanmaraş Depremlerinden neredeyse on altı ayı geride bıraktık… Ülke ve il olarak yaşanan depremleri unuttuk. Şimdi siyasete ve siyasetçiye kulak vermeye başladık.
Büyükşehir Belediyesinin üst kısmında ve Trabzon bulvarının vilayete bakan karşı köşesinde  dükkân ve üçer katlı yatay mimari şeklinde inşa ediliyor.. 
 Depremleri ve sel felaketlerini ne kadar çağın felaketi olarak tanımlasak da çabuk unutan bir ülke insanlarıyız. Hemen unutur ve bir ders almak aklımıza gelmez.
Olumlu veya olumsuzu değerlerin ancak insanla var olabildiği, her şeyde amacın insan olduğu, ekonomik mucizeleri yaratanın makinalar değil makinayı bulan ve kullanan insanlar olduğu, belki kanıtlanmış, fakat alabildiğine gerçekçi gözlemlerdir. Olumlunun, güzelin ve çirkinin, sevginin ve şiddetin, tek ortak hammaddesi vardır bu insandır.
Ülkenin geleceğinin önemli ölçüde belirleyecek olan, bir yandan ”insan ”ve nitelikleridir. Bir yandan da, kendi “insanlarına” nasıl bakmakta olduğudur. Toplum ve insan, birbirini belirleyen ”programlayan” iki olgu niteliğindedir. Toplum, kendi ekonomik, siyasal özellikleriyle; gelir dağılımı, modeliyle, basın ve sosyal medyasıyla, eğitimiyle, insanı büyük ölçüde etkiler ve belirler. İnsan bir bakıma kendinde var olan özelliklerin üst düzeyde bütünleşmesi ve yaygınlaşmasıyla, toplumun genel çizgisini ortaya koyar.
Bir toplumun geleceği açısından önemli olan, gelecek için beslenen “umutlarla ”toplumdaki insanların “özellikleri ve beklentileri” arasındaki uyumdur, bu uyum düzeyidir.
Bu başımıza gelene doğru bakıldığında, topluma ve insana yönelik temel duyurunun, şu özellikleri gözükür: Bencilliğe ve vurdumduymazlığı şartlayan, araştırmaksızın kabullenmeyi, tartışmadan uygulamayı öğütleyen, sevgisizliği telkin eden bir mesajdır. Bu eğitiminden siyasete, spordan, ulaşıma, inşaata kadar geçerliliği olan, ağırlık taşıyan ”öğreti “budur. Gemisini kurtaran, bu toplumda kaptan olacaktır. Her koyun kendi bacağından asılacaktır. Köşeyi dönen düzlüğe çıkacaktır… Toplum ve insanları, çok açık biçimde, şu hedeflere yön verilmişlerdir: Kendi dar çevrelerinin dışını düşünmemek, başkalarının ümidine,  acısına, hatta varlığına kapıları kapamak; ne yapıp edip, her çareye başvurup, malum köşeyi dönmek. İfadelerde ki toplum olarak; görmeyen, duymayan, konuşmayan ve birbirini sevmeyen insanların beraberliği ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak: Kahramanmaraş halkının kırmızı çizgisi, Devlet, Millet, Bayrak ve Namus öne çıksa da sonuç olarak üstteki bahsettiklerimden yararlanarak; depremden sonra ne kadar birbirlerini ifşa eden kolon kesti şikâyet ve dedikodu herkesin malumudur.
Yabancı bir atasözüyle yazıyı bitirelim. “Dışarıya bakan rüya görür, içeriye bakan rüyadan ayıkır gerçekleri görür."