Kahramanmaraş ağzındaki “üznük” kelimesi, Burak Telli’nin 2024 tarihli araştırmasında tarihî karşılıklarıyla birlikte inceleniyor. Sözcüğün yerel anlamı, yoğun üzüntü ve yorgunluk sonrasında hastalanmış kişiyi tarif ediyor. Bu, araştırmada aktarılan halk dili tanımı; tıbbi bir teşhis değil.
KİŞİNİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMU ANLATIYOR
Telli’nin Kahramanmaraş Ağızları Söz Varlığında Arkaik Unsurlar çalışmasında üznük, kişinin yıpranmış durumuyla ilişkilendiriliyor. Tanımdaki anlam, yalnızca üzülmekten daha geniş. Yorgunluk ve rahatsızlanma da açıklamanın içinde bulunuyor.
16. YÜZYILDA YAZILI BİR KARŞILIĞI BULUNUYOR
Araştırma, sözcüğün Anadolu sahasındaki eski bir örneğini 16. yüzyıla ait Farsça-Türkçe sözlük Et-Tuhfetü’s-Seniyye üzerinden gösteriyor. Bu tarihî kayıtta anlam, iyileşmeye başlamışken yeniden hastalanan kişiyle ilgili.
Tarihî karşılık ile Kahramanmaraş kaydı birbirine yakın olmakla birlikte tamamen aynı ifadeler değil. Ayrıca bu tanık, sözcüğün 16. yüzyılda özellikle Kahramanmaraş’ta kullanıldığını tek başına kanıtlamıyor.
BAŞKA AĞIZLARDA FARKLI ANLAMLAR TAŞIYOR
Araştırmada aktarılan Derleme Sözlüğü kayıtlarında üznük için gücü tükenmiş kişi, yeniden artan hastalık ve küçük, kulpsuz toprak kap gibi farklı karşılıklar bulunuyor. Bu nedenle sözcüğe rastlanan her metinde aynı anlamın varsayılması doğru değil. Bağlam ve derleme yeri birlikte değerlendirilmeli.
TARİHÎ SÖZ VARLIĞI FARKLI YÖNTEMLERLE İNCELENİYOR
Kahramanmaraş ağzının tarihî Türkçeyle bağlantısı başka araştırmaların da konusu. Esma Türkoğlu’nun Aralık 2024’te yayımlanan çalışmasında, yöre söz varlığındaki Eski Türkçe kelimeler inceleniyor. Araştırmada tespit edilen 243 sözcük, dört başlık altında gruplandırılıyor.
Türkoğlu’nun çalışması, standart yazı dilinde kullanılmayan bazı kelimelerin bölgesel ağızlarda bulunabildiğine dikkat çekiyor. Araştırmanın amacı, bu söz varlığını belirleyerek Türkçenin kelime ve kavram zenginliğine ilişkin incelemelere katkı sunmak.
Bu çerçeve, “eski kelime” ile “artık hiç kullanılmayan kelime” ifadelerinin neden eş anlamlı sayılamayacağını açıklıyor. Bir sözcüğün tarihî metinlerde bulunması, bölgesel konuşmalarda varlığını sürdürmesine engel değil. Araştırmada da standart dil ile ağızların söz varlığı arasındaki bu farklılık üzerinde duruluyor.
Bununla birlikte, iki çalışmanın sonuçlarını birleştirerek üznük hakkında kaynakların söylemediği bir köken hükmü üretmemek gerekiyor. Bir araştırmanın genel olarak Eski Türkçe kelimeleri incelemesi, başka bir çalışmada geçen her sözcüğün aynı döneme ait olduğunu kanıtlamaz. Her kelimenin tarihî bağlantısı kendi yazılı tanıkları üzerinden kurulmalı.
Muhabir: Sefa Başer




