Dünya çapında tanınan İsveçli fotoğraf sanatçısı Karl Werner Edmund Gullers, 1947 yılında rotasını doğunun ve batının buluşma noktası olan İstanbul'a çevirdi. Gullers'in o dönemde deklanşörüne yansıyan kareler, bugün sadece birer fotoğraf değil, aynı zamanda Cumhuriyet sonrası İstanbul'un sosyo-kültürel yapısını ve mimari dokusunu belgeleyen paha biçilemez birer tarihi arşiv niteliği taşıyor. Sosyal medyada paylaşılan ve büyük ilgi gören bu fotoğraf serisi, Galata Köprüsü’nden Eminönü meydanına, Beyoğlu’nun hareketli caddelerinden boğazın sakin kıyılarına kadar uzanan geniş bir yelpazede şehrin 1940'lı yıllardaki ruhunu günümüze taşıyor.

KARL WERNER EDMUND GULLERS'İN OBJEKTİFİNDEN İSTANBUL SOKAKLARI
Gullers'in 1947 yılındaki İstanbul ziyaretinde odaklandığı en temel unsur, şehrin görkemli yapılarının yanı sıra o yapıların içinde hayat bulan "insan" faktörüydü. Sanatçının çektiği karelerde, fesli yaşlı amcaların yerini alan kasketli beyefendiler, şık döpiyesleriyle tramvay bekleyen hanımefendiler ve sokak aralarında oyun oynayan çocuklar dikkat çekiyor. Özellikle Eminönü ve Sirkeci bölgesinde çekilen fotoğraflarda, o dönemki ulaşım araçlarının (trolleybus öncesi tramvaylar ve klasik otomobiller) yarattığı trafik ve insanların kıyafetlerindeki özen, dönemin İstanbul'unun ne kadar Avrupai ama bir o kadar da geleneksel bir sentez sunduğunu kanıtlıyor.

SİYAH-BEYAZ KARELERDE TARİHİ YARIMADA VE BOĞAZİÇİ
Sanatçının arşivinde yer alan en çarpıcı fotoğraflardan biri de Galata Köprüsü üzerinde balık tutanlar ve köprünün üzerinden geçen insan seli. Bugünün modern karmaşasından uzak, daha dingin ama bir o kadar da yaşanmışlık kokan bu karelerde, arka planda yükselen Süleymaniye ve Yeni Camii silüetleri şehrin değişmeyen ruhunu temsil ediyor. Gullers, sadece şehrin merkezini değil, balıkçıların ağlarını onardığı boğaz kıyılarını ve ahşap konakların sıralandığı sokakları da estetik bir bakış açısıyla ölümsüzleştirmiş. Bu fotoğraflar, günümüzün beton yığınına dönüşen kimi bölgelerinin eski halini görenlerde derin bir nostalji ve hüzün yaratıyor.

FOTOĞRAFÇILIK TARİHİNDE GULLERS VE TÜRKİYE İZLERİ
Karl Werner Edmund Gullers, modern fotoğrafçılığın öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Endüstriyel fotoğrafçılık ve belgesel tarzı çalışmalarıyla bilinen Gullers'in 1947 İstanbul serisi, Türkiye'nin uluslararası alanda tanıtımı için de o yıllarda önemli bir rol oynamıştı. Sanatçının ışığı kullanma tekniği ve kadrajındaki derinlik, İstanbul'un o yıllardaki puslu ve gizemli atmosferini en doğal haliyle yansıtıyor. Sosyal medya platformu X (Twitter) üzerinden @bpthaber gibi hesapların paylaştığı bu nadir kareler, genç nesillerin "eski İstanbul" hayallerini süslerken, tarihçiler için de önemli bir veri kaynağı sunmaya devam ediyor.
İSTANBUL'UN KAYIP ZAMANI: 1940'LARIN RUHU
Gullers'in fotoğrafları incelendiğinde, 1947 yılının İstanbul'u; temiz sokakları, düzenli deniz trafiği ve kendine has sakinliği ile dikkat çekiyor. Henüz büyük göç dalgalarının şehri kuşatmadığı, silüetin bozulmadığı o yıllar, Gullers'in kadrajında adeta bir film karesi gibi akıp gidiyor. Bugün bu linkler üzerinden ulaşılan görseller, İstanbul sevdalıları için bir zaman makinesi görevi görüyor.





