Gazze, İsrail terör devleti tarafından bugün yalnızca bombalarla yıkılmış şehirlerin, enkaz altında kalmış evlerin ve sessizliğe gömülmüş sokakların adı değildir. Gazze; yarım kalmış çocuklukların, parçalanmış ailelerin, sönen umutların ve insanlığın vicdanında açılan derin bir yaranın adıdır. İsrail’in 79 yıldır Filistin topraklarında ve son kale Gazze’de yürüttüğü askerî vahşet sonucunda ortaya çıkan büyük yıkım ve sivil kayıplar, çağımızın en ağır insani felaketlerinden birini gözler önüne sermiştir. Bir zamanlar insanların yaşadığı, çocukların sokaklarında oynadığı, ailelerin gelecek hayalleri kurduğu mahalleler, bugün enkazın ve acının gölgesinde var olma mücadelesi vermektedir. Hey demokrasinin kitabını yazmakla övünen batılı ülkeler ve yöneticileri! İnsanlığınız nerde kaldı diye sormayacağım çünkü biliyorum ki İnsanlığınız Gazze kabristanında gömülüdür….

Bir şehrin yıkılması yalnızca binaların, yolların ve hastanelerin ortadan kalkması değildir. Bir şehrin yıkılması; hatıraların silinmesi, hayatların kesintiye uğraması, bir toplumun geçmişiyle geleceği arasındaki bağların koparılmasıdır. Gazze’de yıkılan her ev, içinde bir ailenin hikâyesini; zarar gören her okul, yarıda bırakılmış bir eğitimi; hayatını kaybeden her çocuk ise yaşanamamış bir geleceği temsil etmektedir. Enkazların arasında yaşamaya çalışan insanlar, yalnızca barınma ve güvenlik mücadelesi vermiyor; aynı zamanda insan onurunu, umudunu ve hayata tutunma iradesini korumaya çalışıyor. Bakın dünya ülkeleri, BM, BM Güvenlik Konseyi, BM Barış Gücü, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Uluslararası Adalet Divanı gibi işlevsiz kurumlar kendisini İsrail terör devletine teslim edenler…. Tarih bu İsrail katliamcılarını yazdığı kadar bu katliama sesiz kalanları da yazıyor…

Bugün Gazze’nin görüntüleri, insanlığın teknolojik ve bilimsel ilerlemesinin ahlaki ilerlemeyle aynı anlama gelmediğini acı biçimde hatırlatmaktadır. Dünya, uzaya araçlar gönderebilecek, yapay zekâ geliştirebilecek ve küresel ölçekte iletişim kurabilecek imkânlara sahipken, bir halkın güvenliğini, yaşam hakkını ve temel ihtiyaçlara erişimini güvence altına almakta yetersiz kalıyorsa burada yalnızca siyasi değil, derin bir vicdani sorun da vardır. İnsan hakları, uluslararası hukuk ve sivillerin korunması ilkeleri, yalnızca güçlü devletlerin çıkarlarıyla örtüştüğünde hatırlanacak kavramlar değildir. Bu ilkeler, gücü elinde bulunduranlar dâhil herkes için geçerli olmalıdır.

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların varlık nedeni, insanları savaşın ve zulmün yıkıcı sonuçlarından korumaktır. Ancak Gazze’de yaşananlar, uluslararası sistemin çatışmaları önleme, sivilleri koruma ve uluslararası hukuku etkili biçimde uygulatma kapasitesinin ciddi biçimde sorgulanmasına yol açmıştır… Diplomatik açıklamalar, kınamalar ve kararlar; insanların yaşam hakkını koruyan somut adımlarla desteklenmediğinde, enkaz altında kalan hayatlar için yeterli olmamaktadır. Adaletin gecikmesi, mağdurların acısını derinleştirirken uluslararası kurumlara duyulan güveni de aşındırmaktadır.

Gazze’nin geleceği, yalnızca yeniden inşa edilecek binalarla ölçülemez. Gerçek yeniden inşa; insanların güven içinde yaşayabilmesi, çocukların korkusuzca okula gidebilmesi, ailelerin yeniden bir araya gelebilmesi ve adaletin sağlanmasıyla mümkündür. Bunun için sivillere yönelik saldırıların sona ermesi, insani yardımların güvenli ve kesintisiz biçimde ulaştırılması, rehinelerin ve keyfî olarak alıkonulan kişilerin durumlarının uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınması, ihlallerin bağımsız biçimde soruşturulması ve sorumluların hesap vermesi gerekir.

Gazze, dünyanın en büyük mezarlığına dönüşmemelidir; insanlığın ortak vicdanını uyandıran bir dönüm noktası olmalıdır. Çünkü bir halkın acısı karşısında sessiz kalmak, yalnızca bugünün felaketine seyirci kalmak değildir; yarının dünyasında adaletin ve insan haklarının ne kadar korunabileceği sorusunu da cevapsız bırakmaktır. Tarih, yalnızca yıkımı gerçekleştirenleri değil, yıkımı önlemek için hangi adımları atanları ve hangi fırsatları kaçıranları da sorgulayacaktır.

İnsanlığın gerçek sınavı, güçlülerin ne kadar güçlü olduğu değil, güçsüzlerin yaşam hakkının ne ölçüde korunabildiğidir. Gazze’de hayatını kaybedenlerin hatırası ve hayatta kalmaya çalışan insanların mücadelesi, dünyaya şu soruyu yöneltmektedir: İnsanlık, bir halkın gözleri önünde yaşanan yıkımı durduracak iradeyi ne zaman gösterecektir? Bu sorunun cevabı, yalnızca Gazze’nin değil, bütün insanlığın geleceğini belirleyecektir.

Yahudiler Ateşkes anlaşmalarına neden uymuyor? Makalenin başında da belirtmiştim, İsrail terör devleti dolaysıyla terörist zihniyetler uluslararası ilişkiler kuralına uymazlar, insan özgürlüğüne ve haklarına saygı göstermezler, yapılan antlaşmalar atılan imzaların bu teröristler için bir anlamı yok kendileri içinde bağlayıcılığı olmaz… Bu vahşet düşüncelerini ve katliamlarını dünya ülkeleri gözü önünde hiç çekinmeden yapmaya devam ediyorlar ve edeceklerde….