Merhaba değerli dostlarım.

Bugün sizlerle Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz durumu özetleyen birkaç nokta üzerinde sohbet edelim istedim.

Zaman zaman şöyle dendiğine şahit olmuşsunuzdur “Biz ne ara bu hale geldik”

Bu söz bir şaşkınlık ifadesidir. Ya da içinde yaşadığı toplumun halinden bihaber olan bir gaflet ifadesidir.

Başlayalım.

Malum geçen hafta babalar gününü idrak ettik ve coşkuyla kutladık. Her ne kadar anneler günü kadar olmasa da.

Bazı arkadaşların bu meyanda paylaşımlarına yaptığım yorumun bir benzerini buradan bir kez daha paylaşayım. “Ey Müslümanlar bu gaflet uykusundan ne zaman uyanacağız. Küresel sermayenin kasalarını doldurmak için icat ettiği bu tür günleri Müslümanlar olarak daha ne zamana kadar kutlayacağız. Ya da bizim babalar günümüzün evlatlarımız tarafından kutlanmasını sanki bir marifetmiş gibi daha ne kadar paylaşacağız.

İmam Rabbani Hz.(r.a). Müceddidi elfi sani yani bin yılın müceddidi ünvanlı bu mübarek şahsiyet ”Müslüman olmayanların adetlerini, onların özel günleri tıpkı onlar gibi kutlamanın Müslüman için büyük bir tehlike olduğunu, kesinlikle yapılmamasını beyan etmekte.

Hadisi şerif: “Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolunur” buyrulmuştur. Varın bundan sonrasını siz düşünün.

Birkaç gün önce semtimizdeki camiye sabah namazı için gitmiştim. Resulullah’ın” Sabah namazlarından hemen sonra mescitlerden ayrılmayın, bir miktar zikirle meşgul olun” emri doğrultusunda güneşin doğuşunu müteakip camiden ayrılmaya gayret ediyorum. Camiden çıkarken bir kişinin namaz kıldığını gördüm ve dışarıda bekledim. Kişi benim yarı yaşlarımda birisiydi.

Hayırlı sabahlar deyip” Delikanlı namaz kılmanın yasak olduğu vakitler vardır, şuan da öyle bir vakit dedim daha arkasını getirmeme izin vermeden” Tamam hocam herkes bildiği gibi yapsın dedi ve söylenerek uzaklaştı.

Kişi bilemeyebilir, ya da güneşin doğduğunun farkında olmayabilir. Ancak namaz kılmanın mekruh olduğu kerahet vaktinde kıldığı sabah namazı borcu boynunda kalacak, üstüne bir de günaha girecek, bu konuda kendisini uyarıp bilgilendirmek isteyen bir Müslüman kardeşini böyle tersleyecek. Gerçekten biz ne zaman bu hale geldik. Nefsinize bir danışın bakalım siz bu durumda nasıl bir tavır alırdınız.

Bir ayet” Size bir iyilik dokunduğunda bu Allah’tan dır.Bir kötülük dokunduğunda ise nefsinizdendir.”

Bir hadis” Müslüman Müslüman’ın  aynası gibidir. Kendisinin göremediğini Müslüman kardeşi görür. Bu sebepten kardeşiniz size bir şey verirse onu alın reddetmeyin”

Gelin nefsimize danışalım. Bu ya da buna benzer bir durumda;

Örneğin: Sokakta yürürken bir anlık gafletle yere tükürdünüz. O anda sizin bu yaptığınızı gören bir kişi sizi ikaz ederse nasıl tepki verirsiniz. Nefsinize bir danışın bakalım ne cevap alacaksınız.

Gelelim başka bir meseleye.

Malum,  günümüzde bilgiye ulaşmak hayli kolay. Bu nedenle bazı Müslümanların kılık ve kıyafetlerine daha çok dikkat ettikleri, bazılarının cüppe giydikleri, bir çoğunun özellikle namaz kılarken sarık bağladıkları, bir tutam sakal bıraktıklarına şahit olmuşsunuzdur. Çevrenizde farklı tarikatlara ve cemaatlere mensup kişilere rastlıyorsunuzdur. Bu muhteremler genellikle camilerde özellikle imam ve müezzinler için tam bir saatli bomba gibidir. Onların hatalarını arar ve hemen ikaz ve uyarı vazifelerini yaparlar. Bence bilenlerin bilmeyenleri uyarması, varsa yanlış ve eksiğini tamamlaması Müslüman’ca bir davranış.

Malum salgın dolayısıyla camilerde cemaatte bir azalma meydana geldi. Bizim semtin camisinde yukarıda bahsettiğim şahsiyetlerden dört kişi vardı. Ve  bu dört kişi cemaati, ilk terk edenlerden oldu. Hala da çok nadir olarak camiye geliyor ve kenarda bir yerde namazı kılıp, hızlıca  camiden ayrılıyorlar.

Ne diyor Yunus: İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, sen kendini bilmez isen, o nice okumaktır.

Sıradan, yani avam dedikleri bizim gibi birkaç Müslüman ise çok şükür devletin koydu tedbirler çerçevesinde cemaate devam ediyor. Vesselam cami cemaati artık avamdan oluşuyor. İlim ehli camilere tenezzül etmez oldu.

Çok tuhaf bulduysanız fikrimi, etrafınızı bir kolaçan edin, cami cemaatini hissettirmeden bir gözlemleyin bakın bakalım sarık  sarıp cüppe giyen bir tutam sakallı, ya da her gece bir yerde sohbeti hiç aksatmayan bir cemaat mensubu, ya da ilimizde görev yapan bir bürokrat, doktor, avukat, subay, akademisyen gibi havas zümresinden toplumun üst tabakasına mensup birilerini semtinizdeki camide vakit namazlarında özellikle de sabah namazlarında görebiliyor musunuz?

Son yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de beş vakit namaz kılıyorum diyenlerin oranı%24. Yıllarca bizim gibi garip Müslümanları ülkenin %99 Müslüman diye avutup durdular. Muhafazakar kesimin önemli kalemlerinden Yusuf Kaplan’ın yazdığına göre on yıl önce bu ülkede kendisini muhafazakar-mütedeyyin olarak tanımlayanların oranı %65 iken bugün bu oran%50 lere gerilemiş. İktidarı sorgusuz sualsiz destekleyen kardeşlerime sorarım: Bu durumla alakalı olarak bizi yönetenlerin hiç mi kabahati yok.

Arif olan anlar deyup bitirelim. Kalın sağlıcakla.