Türkiye’de insan hakları ve adalet tartışmalarında önemli bir yere sahip olan Onur Yaser Can olayı, 2010 yılında İstanbul’da yaşanan bir gözaltı süreciyle başladı ve yıllar süren yargılamalarla gündemde kalmaya devam etti. ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu genç mimar Onur Yaser Can’ın gözaltına alınması, sonrasında yaşanan iddialar ve trajik ölümü, hem hukuk çevrelerinde hem de kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Süreç yalnızca bir adli vaka olarak değil, aynı zamanda insan hakları ihlalleri iddiaları ve adalet arayışıyla da anılmaya devam ediyor.
ONUR YASER CAN KİMDİR?
Onur Yaser Can, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi mezunu bir mimardı. 28 yaşında olan Can, İstanbul’da yaşamını sürdürüyordu. Eğitimini tamamladıktan sonra mesleki kariyerine odaklanan Can, 2010 yılında yaşanan bir olay sonrası kamuoyunun gündemine geldi.
Resmi kayıtlara göre, Haziran 2010’da İstanbul Harbiye’de “esrar satın aldığı iddiasıyla” gözaltına alındı. Gözaltı işlemlerinin ardından ifadesi alınan Can, savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. Ancak bu olay, kısa süre içinde yeniden başlayan adli süreçlerle daha karmaşık bir hal aldı ve uzun yıllar sürecek bir davanın başlangıcı oldu.
ONUR YASER CAN OLAYI NEDİR?
Onur Yaser Can olayı, gözaltı süreci, sonrasında yaşanan iddialar ve Can’ın hayatını kaybetmesiyle birlikte gelişen adli süreci ifade eder. Gözaltından iki gün sonra, tutanaklarda eksiklik olduğu gerekçesiyle yeniden karakola çağrılan Can, bu süreçte tekrar ifade verdi.
Dava dosyalarına yansıyan iddialar arasında, baskı altında ifade alındığı, bazı belgelerin zorla imzalatıldığı ve kötü muameleye maruz kalındığı yönündeki beyanlar yer aldı. Ayrıca “çıplak arama” iddiaları da yargı sürecinde tartışılan başlıklar arasında bulundu.
Resmi kayıtlara göre Onur Yaser Can, 23 Haziran 2010 tarihinde yeniden karakola çağrıldığı gün, bulunduğu yerin penceresinden atlayarak yaşamını yitirdi. Bu olay, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve uzun süre tartışıldı.
YARGILAMA SÜRECİ VE MAHKEME KARARLARI
Onur Yaser Can’ın ölümünün ardından başlatılan yargı süreci yıllarca devam etti. İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada bazı polis memurları hakkında “resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme” suçlamaları yöneltildi.
Yargılama sürecinde farklı kararlar alındı. İlk aşamada bazı polis memurları hakkında hapis cezaları verilse de, istinaf mahkemesi bu kararları bozdu. Yeniden görülen davada ise altı polis memuruna aynı suçtan 6’şar yıl hapis cezası verildi.
Bu süreç, Türkiye’de adli uygulamalar ve insan hakları bağlamında önemli tartışmaların yaşanmasına neden oldu.
AİLENİN ADALET MÜCADELESİ VE SÜRECİN ETKİLERİ
Onur Yaser Can’ın ölümünün ardından ailesi uzun yıllar boyunca adalet mücadelesi verdi. Bu süreçte yaşanan gelişmeler, olayın yalnızca hukuki değil aynı zamanda toplumsal bir mesele olarak da ele alınmasına neden oldu.
Kayıtlara göre, olaydan yıllar sonra anne Hatice Can’ın da yaşamına son verdiği, baba Mevlit Can’ın ise 2019 yılında hayatını kaybettiği bilgisi yer aldı. Ailenin adalet arayışını ise kız kardeş Ezgi Can sürdürdü.
Onur Yaser Can olayı, Türkiye’de hukuk sistemi, gözaltı uygulamaları ve insan hakları konularında önemli bir örnek olarak hafızalarda yer edinmeye devam ediyor.



