Washington ile Tahran arasında son haftalarda tırmanan gerilim, bugün Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılması planlanan kritik görüşmeye kilitlendi. Diplomatik kaynaklar, ABD–İran temasını yalnızca iki ülke açısından değil, Orta Doğu’nun geleceği bakımından da belirleyici bir adım olarak değerlendiriyor.
Haziran 2025’te yaşanan ve İsrail-İran hattında 12 gün süren çatışmaların ardından gerçekleşecek bu temas, tarafların yeniden diplomasi kanalını açıp açmayacağını göstermesi açısından önem taşıyor.
ABD–İran Görüşmesi Ne Zaman Yapılacak?
ABD ile İran arasında planlanan görüşmenin, 6 Şubat 2026 tarihinde Umman’ın başkenti Maskat’ta gerçekleştirilmesi öngörülüyor. Umman, taraflar arasında geçmişte de arabuluculuk rolü üstlenmiş ve kapalı kapılar ardında yürütülen diplomatik temaslara ev sahipliği yapmıştı.
Uzmanlara göre Maskat görüşmesi, 2025 yazında yaşanan askeri gerilimin ardından iki ülkenin ilk doğrudan ve kapsamlı diplomatik teması olma niteliğini taşıyor.
ABD–İran Görüşmesine Kimler Katılacak?
Görüşmelere katılacak isimler konusunda resmî açıklamalar sınırlı olsa da, diplomatik kaynaklar masada yer alması beklenen isimleri netleştirmeye başladı.
İran Tarafı
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, müzakerelerde Tahran’ı temsil etmesi bekleniyor. İran devlet medyası, Arakçi’nin çok sayıda üst düzey diplomatla birlikte Maskat’a ulaştığını bildirdi.
İran liderliğine yakın isimler, Arakçi’yi “üst düzey karar alma mekanizmalarına hâkim, güvenilir ve stratejik bir müzakereci” olarak tanımlıyor.
ABD Tarafı
ABD heyetine ise Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un başkanlık etmesi öngörülüyor. Amerikan basınında yer alan değerlendirmelere göre, Witkoff’un bölge turu kapsamında Körfez ülkelerinde çeşitli temaslar gerçekleştirdiği biliniyor.
Bazı diplomatik kaynaklar, Witkoff’a yakın isimlerin de teknik görüşmelerde yer alabileceğini ifade ediyor.
ABD–İran Görüşmesinde Hangi Konular Konuşulacak?
Taraflar görüşmenin gündemine ilişkin resmî bir çerçeve açıklamasa da, öne çıkan başlıklar büyük ölçüde netleşmiş durumda.
Nükleer Program Masanın İlk Sırasında
İran tarafı, görüşmelerin öncelikle nükleer program ile sınırlı tutulması gerektiğini savunuyor. Tahran, sivil nükleer faaliyetlerden vazgeçmeyeceğini vurgularken, Batılı ülkeler ise denetim mekanizmalarının güçlendirilmesini istiyor.
Diplomatik kulislerde konuşulan olası öneriler arasında şunlar yer alıyor:
-
Belirli bir süre uranyum zenginleştirmenin askıya alınması
-
Yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması
-
Nükleer denetimlerin artırılması
ABD yönetimi ise anlamlı bir anlaşmanın yalnızca nükleer başlıkla sınırlı kalmaması gerektiği görüşünde.
Balistik Füzeler ve Bölgesel Güvenlik
Washington’un masaya getirmesi beklenen diğer başlıklar arasında balistik füze kapasitesi, İran’ın bölgedeki silahlı gruplarla ilişkileri ve Orta Doğu’daki askeri denge yer alıyor.
ABD’li yetkililer, İran’ın bölgesel etkisinin ve askeri kapasitesinin de müzakere sürecinin bir parçası olması gerektiğini savunurken, Tahran yönetimi bu başlıklara temkinli yaklaşıyor.
Diplomasi mi, Baskı mı?
İran tarafı, görüşmelere açık olduğunu ancak askeri baskı ve yaptırım tehdidi altında müzakereyi kabul etmeyeceğini net bir şekilde ifade ediyor. ABD ise diplomasiyi öncelikli araç olarak görse de, bölgede askeri varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Uzmanlar, bu durumun Maskat’taki görüşmelere askeri gölge altında diplomasi niteliği kazandırdığını belirtiyor.
Gerilimin Arka Planı: Neden Bu Görüşme Önemli?
2025 yılı boyunca İran’da yaşanan iç protestolar, İsrail-İran hattındaki çatışmalar ve ABD’nin bölgeye ek askeri unsurlar göndermesi, gerilimi tırmandıran başlıca faktörler oldu.
ABD donanmasına ait uçak gemilerinin bölgede konuşlandırılması, olası bir çatışma ihtimalini gündemde tutarken, Maskat görüşmesi bu riskin azaltılması açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
Diplomatik Sürecin Geleceği Belirlenecek
Analistlere göre Maskat’ta yapılacak temas, tarafların uzlaşmasından çok diyalog kapısının açık kalıp kalmayacağını gösterecek. Görüşmeden çıkacak mesajlar, önümüzdeki dönemde hem yaptırımların seyrini hem de bölgesel güvenlik dengelerini doğrudan etkileyecek.



