Bugün beton binaların ve dijital ekranların gölgesinde kalsak da, Kahramanmaraş’ın hafızasında hâlâ taptaze duran bir dönem var: Yazlık ve kışlık sinemaların hüküm sürdüğü o yıllar. Henüz çocuk denilecek yaşlarda, mahalle aralarında yankılanan o heyecan dolu sesler, bugün bile birçok Kahramanmaraşlının yüreğini sızlatmaya yetiyor. O zamanlar şehrin tek gerçek eğlencesi ve insanların buluşma noktası, kapısından içeri girdiğiniz an sizi bambaşka dünyalara taşıyan o büyüleyici sinemalardı.
"SİNEMA KAPISINA VARINCAYA KADAR KAHRAMANDIK"
Akşam yemeği telaşı yerini çoktan gece gidilecek filmin sevincine bırakırdı. Sinemanın kapısına varana kadar her çocuk, izleyeceği filmin başrol oyuncusuna bürünürdü. Kimi Ayhan Işık gibi sert bakışlar atıp "yumruk" savurur, kimi Cüneyt Arkın gibi atına binip Köroğlu ya da Battal Gazi olurdu. Mahalleli gençlerin yazlık sinemanın önünde toplandığı o 1 Ağustos akşamlarını kim unutabilir? Sokağın başından gişeye kadar uzanan o meşhur kuyruklar, sıra kapma kavgası ve yeni sulanmış sokakların o eşsiz toprak kokusu... Adeta küçük bir panayır yeri gibiydi her yer; ışıklar rengarenk, heyecan doruktaydı.
GAZOZ KAPAKLARI VE KAĞIT KÜLAHLARDAKİ LEBLEBİLER
Sinema salonunun içine girdiğinizde sizi mavi boyalı tahta sandalyeler ve loş bir ışık karşılardı. Ailelerin tıklım tıklım doldurduğu o salonlarda, filmin başlamasını bekleyen çocukların heyecanı büfenin önünde zirveye çıkardı. Havada uçuşan gazoz kapakları, çocuksu bir neşe ve tabii ki olmazsa olmaz: Gazete kağıtlarından yapılmış külahlara doldurulan taze kavrulmuş leblebiler. Fındık ve fıstık seslerinin bir ahenk gibi birbirine karıştığı o ortamda, tanışık aileler aynı filmde buluşmanın verdiği o huzurlu sevince ortak olurlardı.
GENÇLİĞİN İLK HEYECANI VE SİNEMANIN BÜYÜSÜ
Perde arasında genç kızların utangaç bakışları, delikanlıların bıyığı yeni terlemiş halleri ve saçlarına sürdükleri o meşhur briyantin kokusu... Filmin başlamasını bildiren o meşhur gong sesiyle salonu derin bir sessizlik kaplardı. Fikret Hakan ve Muhterem Nur gibi isimlerin perdeye yansıttığı sevgi ve dostluk, izleyicilerin yüreğine dokunur, karşılıksız sevdalara dert ortağı olurdu. Kaçamak el tutuşmaların, fısıltıların ve o saf duyguların fotoğrafıydı o sinemalar.
"GÜZELİN MODASI GEÇMEZ"
Yıllar geçtikçe o güzelim sinemaları birer birer kaybettik. Birçoğu odun kömür deposuna dönüştü, beyaz perdeler kömür tozlarıyla kaplanıp karardı. O sinemaları yitirmekle birlikte, yüreğimizdeki o saf sevgileri de sanki biraz eksilttik. Ancak o filmlerin, o anıların modası asla geçmedi. Çünkü güzel olanın, samimi olanın modası geçmez. Bugün o günleri hatırlayan Kahramanmaraşlılar için o sinemalar sadece birer mekan değil, insanın içine işleyen nostaljik birer veda şarkısı gibidir.





