Küresel ölçekte modern çağın en büyük ve en dinamik halk sağlığı sorunlarından biri haline gelen bağımlılık, biyolojik sınırları aşarak toplumsal yapıyı derinden sarsmaya devam ediyor. Uzmanlar, bağımlılık döngüsünün yalnızca kimyasal maddelerle sınırlı kalmadığını; bireyin ruhsal, duygusal ve sosyal yaşam mekanizmalarını tamamen felç eden çok boyutlu bir kronik rahatsızlık olduğunu her platformda vurguluyor. Alanında yaptığı akademik çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Kültegin Ögel, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi tarafından yayımlanan resmi verileri referans göstererek dünya genelindeki tablonun vehametini gözler önüne serdi. Paylaşılan son verilere göre, dünya genelinde yaklaşık 316 milyon insanın uyuşturucu madde sarmalında olduğu gerçeği, uluslararası kamuoyunda alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Son on yıllık süreç incelendiğinde bağımlılık oranlarında yaşanan dramatik artış, özellikle genç nüfus ve ergen grupları arasında bağımlılık davranışlarının ne kadar hızlı zemin kazandığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Söz konusu küresel krizin Türkiye yansımaları da ciddi bir grafik çiziyor. Ülkemizde bağımlılık şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına ve rehabilitasyon merkezlerine yapılan resmi tedavi başvurularının her geçen yıl katlanarak yükseldiğini ifade eden Prof. Dr. Kültegin Ögel, tehlikenin sadece uyuşturucu maddelerden ibaret olmadığını hatırlattı. Günümüz dünyasında dijital bağımlılık, oyun bağımlılığı ve kumar gibi davranışsal bağımlılık türlerinin de çocuk yaş gruplarına kadar indiği görülüyor. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin güncel saha verilerine dikkat çeken uzmanlar; kalıcı ve başarılı bir iyileşme süreci için bağımlılığın sadece fizyolojik bir temizlenme süreci olarak görülmemesi, kişinin geçmişinde yatan psikolojik travmalar, sosyal dışlanmışlıklar ve aile içi dinamiklerle birlikte bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğinin altını çiziyor.

DUYGULARI RENKLERLE İFADE ETMEK TEDAVİYE GÜÇ KATIYOR

Uzman kadroların ortaklaştığı en temel konulardan biri, bağımlılıkla mücadele eden hastanelerin klinik servislerinde uygulanan geleneksel tıbbi arınma seanslarının tek başına kalıcı başarı sağlamadığı yönünde. Bireyin maddeden uzak kalması sağlansa bile, ruhsal boşlukların doldurulamaması durumunda nüks etme yani yeniden bağımlılığa dönme oranı oldukça yüksek seyrediyor. Bu kritik aşamada, hastanın bastırılmış duygularını özgürce dışa vurabilmesi, bilinçaltındaki travmatik anılarıyla yüzleşebilmesi ve kendi benliğiyle sağlıklı köprüler kurabilmesi adına tamamlayıcı psikoterapi yöntemleri hayati önem taşıyor. Klinik Psikolog Beyza Selvi, tam bu noktada "sanat terapisi" metodolojisinin tedavi süreçlerinde nasıl güçlü bir katalizör işlevi gördüğünü detaylandırdı. Selvi, özellikle derin ruhsal çöküntü yaşayan ve hissettiklerini kelimelere dökmekte, sözel olarak ifade etmekte büyük bariyerleri olan bireyler için sanatın iyileştirici gücünün benzersiz bir rehber olduğunu aktardı.

Alim Karaca Kimdir? Fethiye Belediye Başkanı Hangi Partiden, Sağlık Durumu Ne?
Alim Karaca Kimdir? Fethiye Belediye Başkanı Hangi Partiden, Sağlık Durumu Ne?
İçeriği Görüntüle

Klinik ortamlarda yürütülen sanat terapisi uygulamaları sayesinde danışanlar; iç dünyalarındaki korkuları, öfkeleri, özlemleri ve çatışmaları resim fırçaları, canlı renkler, soyut şekiller ve sembolik figürler aracılığıyla kağıda aktarabiliyor. Bu özel dışa vurum yöntemi, hastanın geçmişte yaşadığı ve bağımlılığa sığınmasına neden olan travmatik olaylarla, gerçek ihtiyaçlarıyla ve hayatta kalma, baş etme mekanizmalarıyla çok daha sağlıklı bir zeminde yüzleşmesine olanak tanıyor. Sanatın iyileştirici gücü, kişinin tedaviye olan inancını ve motivasyonunu doğrudan yukarı çekiyor.

KENDİLİK FARKINDALIĞI VE SOSYAL DESTEK GRUPLARI

Klinik Psikolog Beyza Selvi, sanat terapisi odaklı rehabilitasyon seanslarının en büyük kazanımlarından birinin bireyin "kendilik farkındalığını" gözle görülür şekilde güçlendirmesi olduğunu ifade etti. Kişi, kendi ürettiği sanat eserine dışarıdan bir göz gibi baktığında, yaşadığı içsel değişimi ve iç dünyasındaki karmaşayı daha net analiz edebiliyor ve bu durum tedaviye yönelik motivasyonu katbekat artırıyor. Özellikle grup seansları şeklinde organize edilen kolektif sanat terapileri, bireyler arasındaki sosyal destek mekanizmasını ve aidiyet duygusunu maksimum seviyeye çıkarıyor. Benzer kaderi, benzer acıları ve bağımlılık süreçlerini paylaşan insanların aynı masada ortak renklerle bir şeyler üretiyor olması, bireydeki "dünyada yalnız değilim" algısını pekiştirerek izolasyon duygusunu yok ediyor.

Bu tedavi modelinin en kıymetli yanı ise hastanın üzerinde hiçbir sosyal baskı veya yargılanma korkusu hissetmeyeceği, tamamen izole edilmiş güvenli bir liman sunmasıdır. Sanat terapisinin uygulandığı atölyelerde akademik veya estetik anlamda bir "doğru ya da yanlış" kuralı bulunmuyor. Herhangi bir performans kaygısı taşımayan bireyler, kendilerini hayatlarında hiç olmadıkları kadar özgür ve sınırsız hissederek iyileşme yolunda dev adımlar atabiliyorlar. Türkiye genelindeki AMATEM ve ÇEMATEM gibi kritik tedavi merkezlerinde de bu tür çağdaş psikoterapi yaklaşımlarının yaygınlaştırılması, uzmanlar tarafından geleceğe dönük en büyük kurtuluş reçetelerinden biri olarak gösteriliyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ