Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümüne günler kala Kahramanmaraş’ta partisinin grup toplantısını gerçekleştirdi. Tarihi nitelikteki bu toplantı, CHP’nin Meclis dışında gerçekleştirdiği istisnai buluşmalar arasında yer aldı. Deprem şehitliği ziyaretiyle başlayan gün, Özel’in duygu yüklü ve sert mesajlar verdiği konuşmasıyla devam etti. İşte Özgür Özel’in Kahramanmaraş’taki açıklamalarından öne çıkan başlıklar…
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU KAHRAMANMARAŞ’TA TOPLANDI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısını bu hafta Kahramanmaraş’ta yaptı. 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü öncesinde gerçekleşen toplantı, Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Özel, kürsüye “kürsüyü sırtlandık, sizin bağrınıza geldik” sözleriyle çıktı.
Konuşmasına, “İstiklal madalyalı bu şehirde, Sütçü İmam’ın torunlarıyla birlikteyiz” diyerek başlayan Özel, CHP’nin Meclis’i kuran parti olduğunu vurgulayarak, Meclis’in halka kulak vermesi gerektiğini ifade etti.
DEPREM BÖLGESİNDE GÖZYAŞLARI HÂLÂ DİNMEMİŞ DURUMDA
Özgür Özel, grup toplantısından önce CHP heyetiyle birlikte Kahramanmaraş’taki deprem şehitliğini ziyaret etti. Ziyaret sırasında yaşadığı duygusal anları anlatan Özel, “Ne ömürler bitti hiç başlamadan, ne ömürler bitti gelinliğe, damatlığa kavuşamadan” sözleriyle yürek burkan tabloyu aktardı.
Resmi rakamlarla 53 binin üzerinde can kaybı yaşandığını hatırlatan Özel, yalnızca Kahramanmaraş’ta 12 bin 672 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. “Allah bir daha böyle bir acıyı ne Kahramanmaraş’a ne milletimize yaşatmasın” diyerek konuşmasını sürdürdü.
“ARTIK EN KISA SÜREDE İKTİDAR OLMA SORUMLULUĞUMUZ VAR”
CHP lideri, sabah saatlerinde Kahramanmaraş Sanayi ve Ticaret Odası’nı ve çeşitli meslek odalarını da ziyaret ettiğini belirterek, kentin sorunlarını not ettiklerini ve çözüm üretmeye devam edeceklerini söyledi.
Özel, “Ana muhalefet olarak denetim görevimiz var ama bu tablo karşısında artık sadece muhalefet değil, iktidar olma sorumluluğumuz da var” ifadelerini kullandı. CHP’nin gölge kabinesiyle birlikte çözüm odaklı çalıştığını vurgulayan Özel, “100 yıl önce bu ülke nasıl ayağa kaldırıldıysa, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yine biz ayağa kaldıracağız” dedi.
“132 MİLYAR DOLAR, DEPREME HARCANSIN DİYE İKTİDARA VERİLDİ”
Özgür Özel’in konuşmasındaki en çarpıcı bölümlerden biri, iktidarın 21 yılda depremle mücadele konusunda attığı adımlara yönelik eleştirilerdi. 1999’dan bu yana toplanan vergiler, özelleştirmeler ve imar aflarıyla toplamda 132 milyar dolar elde edildiğini belirten Özel, “Bu paralar depreme hazırlık için verilmişti” dedi.
“Evler yıkıldı, yeniden yapılıyor ama 6 Şubat gecesi o paralar doğru şekilde kullanılsaydı, kanunlar uygulansaydı bir kişi bile hayatını kaybetmezdi” ifadeleriyle hükümeti sert bir dille eleştirdi.
KANUNLAR HAZIRDI, TOPLUMSAL RIZA VARDI, PARA VARDI AMA...
Özel, “Bu depremde yıkılan yapılar, 1999 sonrası yapılanlar değil. O dönem kanuni hazırlıklar yapılmıştı, toplum depreme duyarlıydı, kaynak da vardı” diyerek hazırlıksız yakalanmayı kabul etmedi. Özellikle iktidarın 1999 sonrası çıkan deprem yönetmeliklerine rağmen imar aflarıyla süreci zayıflattığını vurguladı.
“İktidara verilen bu uzun sürede, hazırlık değil mazeret üretildi” diyen Özel, çözüm için artık toplumun yeni bir iktidara ihtiyacı olduğunu ifade etti.
“SORUN TESPİT EDEN DEĞİL, ÇÖZÜM GETİREN BİR CHP VAR”
Konuşmasının son bölümünde, CHP’nin sadece eleştiren bir muhalefet değil, çözüm sunan bir alternatif olduğunu ifade eden Özel, “Artık sizleri sadece duyan değil, sorunlarınızı çözecek bir iktidar adayının karşınızda olduğunu bilin” diyerek vatandaşlara seslendi.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, tıpkı 100 yıl önce olduğu gibi güçlü bir kalkınma hikâyesi yazmak istediklerini dile getiren CHP lideri, “Bu ülkeyi hep birlikte ayağa kaldıracağız”

Hepimiz canlı tanığıyız. Depremi duyduk Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak sabahın 9’unda mesaj çektik. İlk bulduğunuz vasıtayla deprem bölgesine gidin, nerede olduğunuzu bildirin diye. Açık tek havalimanı Adana Havalimanı’ydı, Şakirpaşa. Çoğu arkadaşımız oraya uçtular. Kara yollarından da varabildikleri yerlerle 120 milletvekiliyle ertesi gün görev dağılımını yapmış sahadaydık.

"O TALİMAT 3 GÜN GELMEDİ"

Kulağımızda ilk günün sesi şuydu: ‘Sesimi duyan var mı?’. Ama 3., 4., 5. günün sonunda kolumuzdan tutanların sorduğu bir soru vardı: ‘3 gün boyunca ordu neredeydi?’. 3 gün boyunca şanlı şerefli Türk ordusu tüm eğitimi, gencecik ve bu ülkeye adanmış yürekleriyle, bütün ekipmanlarıyla bir talimat bekledi. Bir talimat. O talimat 3 gün gelmedi.

Şimdi tarih önünde tarihi bir hesaplaşmayı ifade etmek durumundayım. 1999 depremi. Deprem olduktan birkaç saat sonra deniz birliğiyle ulaşan dönemin komutanı ‘vaziyeti gördüm’ diyor, Rahmetli Ecevit’e bir telefon açıyor. Rahmetli Ecevit derhal talimatı veriyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri sabahın ilk ışıklarıyla 37 helikopter, 12 general, 1392 subay, 33199 erbaş ve erle sahaya çıkıyorlar. İletişim kesilmiş. 99, hangimizde cep telefonu var o zaman? Çok azımızda. 3 Iridium cep telefonu merkezi, 2 uydu yer terminali ile iletişimi sağlıyorlar. 270 saat kesintisiz uçuşla binlerce yaralı bölgeden helikopterler ve uçaklar vasıtasıyla tahliye ediliyor.

"O GÜN 10528 BU DEPREMDE SAYI 327"

Ve sonuç. Rakam söyleyeceğiz, rakam konuşacak. O deprem, bizim 1999’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin enkaz altından 10528 vatandaşı enkazdan çıkarıp hastaneye ulaştırıp yaşamda tuttuğu, çıkarıp da ölenler bu rakamda değil, 10528 kişiyi Mehmetçik çıkarıyor ve yaşatıyor. Bu depremde 3 gün duran ordu, 3 gün sonra çıkıyor ya aynı kayıt. O da TSK’da. Kurtardığı kişinin adı, soyadı, T.C.’si, hangi enkazdan çıkardın hangi hastaneye teslim ettin? O gün 10528, bu depremde sayı 327 arkadaşlar, 327.

"BU MİLLETİN YÜZÜNE NASIL BAKIYORLAR"

Eğri oturacağız doğru konuşacağız. Hani var ya orduyu çıkaralım denince sarayda danışman aklına uyup ‘orduyu kışladan çıkarmak kolaydır, geri sokmak zordur’ çıkarırlarsa yönetime el koyarlar vehmiyle, iktidarı elimden alırlar korkusuyla 3 gün 3 gün kiminiz Facebook’tan yazdınız kiminiz enkaz başında bağırdınız kiminiz gittiniz valinin yakasına yapıştınız ‘ordu nerede, ordu nerede?’. O ordu ilk gün çıksaydı, bir de karşılaştırma açısından söyleyelim bizim bugünkü depremde 53537 kişi öldü, o gün 1999 depreminde 18000 kişi öldü. 18000 kişi ölmüş 10000 kişi kurtarmışlar, 53000 kişinin öldüğü yerde 300 kişi kurtarmışlar. Basit bir oranla zamanla teknoloji de artmıştır, iletişim artmıştır, aygıtlar güçlüdür. Hiç onları düşünmeyin bu 53000 kişinin en az 33000-35000’ini Mehmetçik en kritik 24 saatte, takip eden 24 saatte, o 72 saatte kurtarabilecekken o Mehmetçik’i bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar, ben de buna utanıyorum.

"ASRIN PİŞKİNLİĞİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

O yüzden millet çadır beklerken, Kızılay'a çadır sattıran bunlar. Millet enkaz altında yardım beklerken, cep telefonunda %2 şarj kalmış depremzedenin o telefona IBAN yollayıp para isteyen bunlar. Orduyu içeride tutan bunlar. Verdiği sözleri tutamayan bunlar. Çıkmış bir de pişkin pişkin 'Deprem, verdiğimiz bütün sözleri tutmanın mutluluğundayız. Asrın felaketini atlattık... Asrın felaketi evet Allah bir daha göstermesin ama asrın ihmali, asrın beceriksizliği ve asrın pişkinliğiyle karşı karşıyayız.

Gelelim övündüğü kısma. Öncesinde çalışmadı. Deprem sırasında arama kurtarmada çuvalladı. Diyor ki 'verdiğim sözleri tuttum'. Ne söz verdin sen? Ne söz verdin? Dedin ki 'CHP'ye oy verirseniz'... O lafı ilk duyduğumda böyle kanım akıyordu dondu. 6 Şubat'ta deprem olmuş, 8 Şubat 9 Şubat malum diyor, kimsenin aklında yok ya ne depremi? O gün bize dese, o gün dese, ya seçim var bu dönemde ne seçimi, gelin bu seçimleri 5-6 ay ileri alalım; valla Cumhuriyet Halk Partisi seçim meçim düşünmez. Adam iki gün sonra depremden 'malum 14 Mayıs'ta seçim var, sakın ha oyu başkasına verirseniz, onlar işi öğrenene kadar bir yıl geçer. Bu kardeşiniz bir yılda hepinizin evini yapacak ve sizi eve sokacak' dedi.

"270 BİN KİŞİ KONTEYNERLARDA YAŞIYOR"

Dedi mi demedi mi? Dedi. Ama, ama maalesef o günlerde kimse ona ev yapamazsın demedi. Ama o bize 'bunlar yapamaz' dedi. Şimdi diyor ki 'bize bu evleri yapamaz dediler'... Bir yılda bu evlerin yapılacağını söyleyip oy istemek, depremdeki insanların çaresizliğini görüp 'bunlar gelince işi öğreninceye kadar yapamazlar biz yaparız' diyerek insanları kandırarak oy istendi ve o istenen oyların sonucundaki iktidarı yaşıyoruz şu anda. Peki ne oldu? Bir yıl bitti. Biz buradaydık. Tüm Türkiye'de %2.7, %2.7'si bitmişti evlerin. İkinci yıl bitti tüm Türkiye'de, 11 ilde %30'u bitmişti evlerin. Üçüncü yıl bitti şimdi bitiyor, evlerin %70'i bitmiş... Şu anda da 270 bin kişi konteynerlarda yaşıyor. Osmaniye'de gittim, Gaziantep'te gittim, her şehirde konteynerda yaşayan toplam 270 bin kişi var.

Kiracılara ev yok, kiracıda para yok, eve girmeye imkan yok. Geliyor konteynerdaki elektriğini kesiyor 'çık artık'... 'Nasıl çıkacağım kiraya?' diyor. 'Depremden önce nasıl oturuyorsan otur' diyor. Dün ağladı adam. 'Lastikçiyim ben' dedi. 'Bir gelirim vardı' dedi. 'Şimdi yeniden iş buldum ama eve eşya alacak yok, ev tutacağım 15 bin lira ev, en ucuz ev 15 bin lira. Bir depozito istiyor, 3 aylık da peşin kira. Ben 60 bin lira ömrümde görmedim, nasıl çıkacağım buradan? Elektriğimi suyumu kesti' diye ağladı adam dün.

"SOKAĞA ÇIKIN MİLLETE ANLATIN BAKALIM"

Şimdi oradan 25 diyor. Bakan Kurum, milletvekillerinizin gözüne bakarak Meclis'te komisyonda 'o kadar çok ev yaptık ki' diyor. 'Şu anda deprem bölgesinde 5 bin liraya kiralık konut var kiracılar için' diyor. Dün Osmaniye'de sordum en ucuzu 15, ortalama 20. Gaziantep'te sordum en ucuzu 16-17, ortalama 20-22. Kahramanmaraş'ta soruyorum 5 bin liraya kiralık ev var mı? 10 bin liraya var mı? 15 bin liraya var mı? Burada 20 bin lira kiralık evlerin tutarı, en oturulmayacak ev de 15 bin lira ve Murat Kurum diyor ki 'Gidin deprem bölgesine 5 bin liraya kiralık konut var' diyor.

Buradan, bugün gerçi salondayız, dün iki gün meydandaydık, yarın yine meydandayız. Buradan Murat Kurum'a söylüyorum grup toplantımızda, buradan Erdoğan'a söylüyorum; öyle kapalı salonlarda, kışın ısıtıp yazın serinletip kendi seçtiklerinize bile değil, atadıklarınıza nutuk atarak bu milletin aklıyla alay etmeyin. Sokağa çıkın sokağa! Sokağa çıkın millete anlatın bakalım.

Bugün bugün itibarıyla Maraş'ta 112414 konut sözü verilmiş, teslim edilen 73956... Malatya'da %22'si bekliyor, Adıyaman'da 43'ü, Antep'te 26'sı Gaziantep'te... ve Hatay'da 254 bin konutun 153 bini verilmiş %40'ı bekliyor. İnsanlar anahtarı alıyorlar hazır değil. 'Hazır' diyorlar, hepiniz biliyorsunuz en az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira ilave masraf edilmeden evin içine geçilemiyor. Evin çatısı akmasa borusu akıyor, borusu akmasa camı akıyor, parkesi kabarmış, boyası kabarmış. Doğru mu?

"BAKAN EVLATLARININ DEVRİ BİTMEKTEDİR VATAN EVLATLARININ İKTİDARI GELMEKTEDİR"

Bunların tamamından deprem bölgesinin boğuştuğu bir sürecin içindeyiz. Bu yüzden asla ve asla boş söze, 'buradan konuşayım, bilen bilir, bilmeyen bilmez, 11 il ne yaşarsa yaşar, diğer 70 il işler yolunda sanır'... Deprem bölgesinde işler yolunda molunda değil. Erdoğan'a söyledim, eğer sen 'iyi' diyorsun, ben de diyorum ki 3 yıl geçmesine rağmen yapılan işler var, zaten devletin bu konuda her imkanı var. Ancak eksikler çok, Kahramanmaraş'ta itiraz çok ve bununla ilgili de Hatay'da isyan büyük. Gel dedim, gel cesaretin varsa benimle beraber deprem bölgesine gidelim. O gün Hatay'daydım, Hatay'ı gezelim. Konteynıra da gidelim, TOKİ'ye de gidelim, esnafa da gidelim, hatrını soralım dedim. Var mısın dedim? Tık çıkmadı, tık çıkmadı. Kahramanmaraş'a gelip de benimle birlikte Maraş'ta gezebilir mi Erdoğan? Asla gezemez. İşte bu yüzden artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır. Algı siyasetinin dönemi bitmektedir, gerçek siyasetin dönemi başlamaktadır. Bakan evlatlarının devri bitmektedir, vatan evlatlarının iktidarı gelmektedir.

"ERDOĞAN'A SÖYLÜYORUM GEL HİÇ OLMAZSA SABİT ÖDEME OLDUĞUNU SÖYLE MİLLETİN İÇİ RAHAT OLSUN"

Şimdi bir diğer husus, bir diğer önemli husus. Hepinizin başında olan bir husus. Karşımızda normalde bu işi sivil hayatta yapsa Türk Ceza Kanunu 158 ve 209'a göre açığa imza attırdıkları için yargılanması gereken bir ikili var. Bu yaptıkları işi sivil hayatta yapsalar tefecilikten yargılanırlar. Boş senede imza iyi tefeci attırır başkası attırmaz. Türk Ceza Kanunu bir kişiye verilen bir para, hizmet ya da mülk karşılığında boş senede imza attırmayı ağır bir şekilde cezalandırıyor. Oysa bugün depremzedeye mesaj atıyorlar, telefon açıyorlar, 'evin bitti gel al' diyorlar, evin anahtarını gösteriyorlar, elini uzatıyorsun bir dakika diyor devlet. Burada bir boş senet var, burada da bir sözleşme var. Bu konut karşılığında nokta nokta nokta lira boşluk ödeyeceğimi nokta nokta da faiz ödeyeceğimi... Genç bir avukat ailesine söylemiş. Afet Kanunu'na göre faiz alamazlar, faiz kısmını çizin demiş. Faiz kısmını çizene 'olmaz, ya evi almayacaksın ya boş sözleşmeye imza atacaksın' diyorlar. Buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Elbette biliyorum bazılarını faizsiz yapmayı, bilhassa dükkanları rezerv alanlarını falan faiz ya da TÜFE, tefe-tüfe memur maaş artışı oranında her yıl arttırmayı hedefliyorsun. Şunu soruyorum bu deprem haftasında; şimdi başka yerlere gitti ama 6'sında gelecek inşallah. TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar, iş yerlerinden ne kadar ücret alınacağını ve bunların hiçbirinden faiz, TÜFE ve memur maaş artışı dahil hiçbir fark alınmayacağını açıkla. Bunu açıkla benim ana muhalefet olarak senin de iktidar partisi olarak şu 3. yılda millete bir hizmetimiz olmuş olsun, bir katkımız olmuş olsun. Biz ücretsiz yapalım dedik. Dedin ki ücretsiz olmaz para verecekler. Dedik ki hayır, doğru değil ücretsiz olsun. Hayır hem para verecekler hem bana oy verecekler. 3 yıl önce 'para verecekler' diyen kişi o günün şartlarında milletten yetkiyi aldı. Şimdi faiz de ödeyecekler diyor. Bana kalsa ne faiz olsun ne para olsun. Ama Erdoğan'a söylüyorum, gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle milletin içi rahat olsun.

"BİR TARAFTA ANAHTAR GÖSTERİYOR BİR TARAFTA ÖNÜNDE BOŞ SENET"

Diğer taraftan bir de şöyle bir şeyi hatırlayalım. Şu ana kadar şunu anlattım: geçmişten beri aldığı vergiler bizi depreme hazır etmeye yeterdi. Yapmadı. Peki bu depremden beri ne yaptı? Bunu bir hatırlamakta 3 yılın sonunda bir hatırlamakta sonsuz fayda var. Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni bir kere ödediniz, ikinciye de ödeyeceksiniz dedi mi millete? Dedi, ödedi millet. Niye? Para depremzedeye gidecek. Bunu vergi değil, ibadet, dayanışma olarak gördü insanlar. MTV'yi iki kere aldılar. KDV'yi arttırdı, damga vergisini arttırdı, yurt dışı çıkış harcını arttırdı. Bunların sonunda toplam 15 milyar dolar bir kaynak elde etti. Ayrıca 'Türkiye Tek Yürek' kampanyası yaptı. Hepimiz maaşları bağışladık. İlk Mansur Başkan bizim Cumhuriyet Halk Partililerden açıkladı. Bütün meclis grubu açıkladık. Hepimiz maaşımızı gelirlerimizi... Bu insanlar o kadar zor durumda olan insanlar o kadar sembolik ama o kadar önemli katkılar koydular ki... Toplamda o kampanyadan da 50 milyar dolar toplandı. Yurt dışından 6,5 milyar dolarlık maddi destek geldi. Toplam para 6 Şubat'tan itibaren resmi evraklarda kayıtlarda 71,5 milyar dolar. 455 bin konut yaptık diyorlar, maliyeti 40 milyar dolar. 31,5 milyar dolar para artmış bile konut için bakarsan. Hala daha bu depremzededen para almanın, para alması yetmez faiz almanın, tefe-tüfe işletmenin bir de tefeciler gibi milleti bir tarafta anahtar gösteriyor, çoluk çocuk 5 kişi konteynerda çamur dize kadar gelmiş, hava soğuk, bir tarafta önünde boş senet. Bu boş senetçilere şunu söylüyorum: Bu millete zor gününde yapılan bu zulmün eninde sonunda sandıkta sorulacak hesabı, sorulacak hesabı!

"MİLLETVEKİLİMİZ HEPSİ ANLATIYOR BUNLARI ‘YAPIN BUNU-HALLEDİN BUNU’ DİYE"

Tabii sorun bir değil; rezerv alan sorunu kangren olmuş, acele kamulaştırma adı altında milletin arazisine çökülmüş, sadece Hatay’da 50 bin kişilik bir mağduriyet söz konusu, 6 milyonluk eve 3 milyon-2,5 milyon lira değer biçmişler. Sosyal hayat, ticaret hâlâ ayağa kalkmamış. Maraş’ın yolları... Ali Öztunç geçen gün söylüyor; ben de Ali Öztunç’un anlatımı kuvvetli, severim böyle, abartır bazen... Diyor ki; ‘Maraş’a gelin’ -milletvekillerine söylüyor bunu- ‘arabaya binin, bir gün gezin böbrek taşınız olmaz hepsi düşer’ dedi. Ben Maraş’a geldim, arabaya bindim, daha yarım gün oldu; vallahi böbrek taşı ne böbrek düşmezse iyi, böbrek düşmezse iyi.

Bir yandan asbest sorunu; bugün oturduğumuz doktorlar öyle şeyler anlattı ki; bu asbest sorununun ilerde ne büyük bir sıkıntıya sebebiyet vereceğini, Aksu Çayı’nın nasıl kirlendiği-kirletildiğini, verilen hızlı tren sözünün tutulmadığı için şehrin hâlâ kan kaybettiğini, sosyal hayat-ticaret hâlâ ayağa kalkmadı... Konteynerda siftahsız esnaflar var ve öyle bir gerçek var ki; hep birlikte bu grupta bunu konuşmayan milletvekili yok. Başta Hatay milletvekilleri, Malatya milletvekilimiz, Adıyaman milletvekilimiz kalmadı belediye başkanı her gün başkasını arıyor ‘bunu anlatın’ diye, Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz, Osmaniye milletvekilimiz; hepsi anlatıyor bunları ‘yapın bunu-halledin bunu’ diye.

"DEPREM YOKKEN BASİT USULDE ÇALIŞANLAR DEPREM SONRASI ŞİMDİ GERÇEK USULE GEÇİYOR"

30 Kasım tarihinde mücbir sebep bitti. Zaten altı ayda bir uzatıyorlar, bitiyor bir daha uzatıyor. Van’da deprem oldu hatırlayın. Devlet Van’a, bir şehir ya, burada on şehir birden; bütün gücünü Van’a verdi, Van’ı ayağa kaldıralım dedi, kalkana kadar mücbir sebep dedi; 6 yıl sürdü arkadaşlar, 6 yıl! Bir Van’a 6 yıl boyunca mücbir sebep uygulandı. Koca bölge, hal ortada, mücbir sebep uygulaması 2 yıl 9 ay depremden itibaren -ki farkına varasın ilk 3 ay geçti- 2,5 yıl mücbir sebep uygulanıyor ve kaldırılıyor. Bu ne demek? ‘Pamuk eller cebe’ demek. Esnaf sigorta ödeyecek, vergi ödeyecek demek. Yetmedi; basit usulden gerçek usule geçirdiler esnafı. Bölgedeki esnafı da muaf tutmadılar. Deprem yokken basit usulde çalışanlar deprem sonrası şimdi gerçek usule geçiyor; hiç sormadan verilecek işte muhasebeci parası, defter parası, onay parası, noter parası; dünya kadar para şimdiden cepten çıkıyor.

Kahramanmaraş depreminde yürüyemez denmişti, şimdi milli takımda
Kahramanmaraş depreminde yürüyemez denmişti, şimdi milli takımda
İçeriği Görüntüle

"BUNUN İÇİN TEMİNAT İSTENMEZ"

Dükkan yok, altyapı yok, müşteri yok... Kepenk kapatacak-kapatılacak kepenk yok dükkanda. Bu haldeyken kredi lazım esnafa, kredi isteyene ‘borcu yoktur’ kâğıdı soruluyor. ‘Borcu yoktur’ kâğıdı için vergi-SGK’ya borcunun olmaması lazım, zaten o halde olsa kredi kime lazım? ‘Borcu yoktur’ kâğıdını alabilmek için yapılandırma yapmak istiyor, onun için giden esnaftan da bugün Ticaret Odası Başkanı, Sanayi Odası Başkanı anlattı buranın sorunu, bütün bölgenin sorunu; teminat istiyorlar teminat! Borcu yapılandıracaksın, borcu karşılayacak kadar hiç değilse yarısı kadar bir teminat göster. Ya adamda borcu karşılayacak kadar teminat olsa senin kapına gelmez. O borcu yapılandırmak istiyor, bunun için teminat istenmez.

"BU KÂĞIDI İSTEYENLERDE DE VİCDAN YOKTUR"

KOSGEB’den esnaf kredi kullanmış, daha doğrusu kullanmış demeyelim; hatırlayın pandemi oldu, pandemi sırasında KOSGEB kredileri oldu. Sonra deprem oldu. Milletin diyor ki ‘yüzde 80’i hibe sandı’ onu da, neye imza attığını bilmeden hibe sandı aldı. Şimdi mücbir sebep bitmiş, yazıları yollamışlar; 1 Mart itibarıyla KOSGEB’den esnafa verilen 400 bin lira ile 700 bin lira arası paraları geriye istiyorlar. ‘Ödemezsen icraya koyarız’ diyorlar ve faiz istiyorlar. Bunun için buradan bir kez daha; deprem haftası ve bu kahraman şehrin, İstiklal madalyalı şehrin bağrından ve bu kadar acıya katlanmış ve ayağa kalkmaya çalışan Kahramanmaraş’tan sesleniyorum; hem deprem konutlarından faiz alınmayacağını -mümkünse hiç para alma-, hem mücbir sebebin uzatılacağını, hem KOSGEB kredilerinin ya affedileceğini ya da faizsiz yıllar sonraya erteleneceğini, esnaftan teminat şartını ve ‘borcu yoktur’ kâğıdını kaldırın kardeşim. Bu esnafın bu şartlar içinde kimseye borcu yoktur, ondan bu kâğıdı isteyenlerde de vicdan yoktur!

Diğer yandan aynı sorun çiftçide var. Bağ-Kur prim borcu olan çiftçilere tohum almak için, gübre almak için, mazot almak için para lazım. Ziraat Bankası’na gidiyor ‘borcu yoktur’ kâğıdı getir, Halk Bankası’na gidiyor ‘borcu yoktur’ kâğıdı getir. Geçmişte 1 kilo buğday satıp 1 litre mazot alanlar; bugün 6 kilo buğday satıp 1 litre mazot alamıyor, perişan olmuş durumda, hâlâ daha onlardan bugün ‘borcu yoktur’ kâğıtları isteniyor.

"ERDOĞAN İKİ KERE İKİ DÖRT DESE KERRAT CETVELİNİ KONTROL EDİN"

Sayın Erdoğan hem partimizi, beni, belediye başkanlarımızı bölgeye gitmemekle, hatta nereden bulduysa o lafı kendince, ‘deprem turisti’ olmakla... Depremin bir ara enkaz başında yoktular, bir ara fotoğraf çektirdiler kaçtılar, bir daha bölgeye uğramadılar diyor. Sayın Erdoğan geçen gün hem belediye başkanlarım için söylemiş, şimdi onu söyleyeceğim hem de benim için diyor; ‘Sayın Özel’ diyor, ‘Sen neredeydin bugüne kadar deprem bölgesinde, niye yoktun?’ diyor. Dışarıdan duyan olsa, hani bunu size değil de Arjantin’de birine söylese ‘yazıklar olsun’ diyecek; ‘Sosyal demokrat lider bölgeye hiç gitmemiş’. Erdoğan iki kere iki dört dese ben arkadaşlara kerrat cetvelini kontrol edin diyorum bir yanlışlık olmasın. Bakın dedim, ben kaç kere gitmişim o kaç kere gitmiş? Grup Başkanvekili ve Grup Başkanı olarak 26 kez, Genel Başkan olduktan sonra 23 kez, toplam 49 kez gitmişim. Dün 50. deprem ili ziyareti Osmaniye’deydim, 51. olarak Gaziantep’teydim, aha 52. deprem bölgesi ziyaretinde huzurunuzdayım. Hele hele Grup Başkanvekiliyken bir araba bir Mehmet Amca bizim şoför Mehmet Bey... Erdoğan’ın altında 13 tane uçak, devletin bütün helikopterleri, bütün imkânları... Ve bölgeye toplam 38 kez gelmiş. 39. ziyaretini Osmaniye’ye yapacak 6 Şubat günü; Allah nasip ederse o 39. ziyareti yaparken Özgür Özel de 57. ziyaretini tamamlıyor olacak.

"Diyor ya 'Neredesin?'. Vallahi Kahramanmaraş'tayım. Depremin ve acının merkez üssündeyim. Sen neredesin? Erdoğan Suudi Arabistan'da. Yani geçmişte 'Eli kanlı katil' dediği, yeşil doların ucunu gösterince gidip kardeşine sarılmadığı gibi sarıldığı Suudi Arabistan'da prensin yanına koşmuş. Sen prense yakınsın, ben Kahramanmaraş'ın güzel insanına. Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş'ın bağrına geldim. Onlara sarılmaya geldim.

Şimdi ne dedim? İki kere iki dört dese kontrol edelim. Bunları saymak, hatırlatmak bu kadar büyük iftira varken mecbur. Müslüman'ın böyle bir görevi var. Karşıda bir iftiracı varsa ona haddini bildirmek dokuz tane yetim giydirmek demektir. Dokuz tane yetim giydirmek. Dokuz yetime kaftan giydirmek.

Neredeydiniz diyor. 9638 araçla buradaydık. 28521 personelimizle on deprem ilindeydik. 7200 tır, dört uçak, altı gemiyle gıdadan sağlık malzemelerine, çadırdan sobaya kadar her türlü yardımı bölgeye ulaştırdık. Toplamda CHP'nin yönettiği belediyelerden 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı ve soba, 2220 jeneratör, 4 milyon 600 bin hijyen paketi, 50 bin çadır, 1810 konteyner gelmiş.

Kahramanmaraş'a İzmir Büyükşehir Belediyemiz 219 aile için konteyner kent kurdu Kahramanmaraş'a. Maraşlı üreticinin daldaki narenciyesini Mersin Büyükşehir Belediyesi aldı. Doğalgaz hatlarını İBB'nin İGDAŞ şirketi ekipleri geldi onardı. Bunlar İzmir Büyükşehir'in, Mersin'in ve İstanbul Büyükşehir'in Maraş'a değerli katkıları.

"GÖZÜ GİBİ BAKAN BAŞKAN MANSUR YAVAŞ. ALLAH ONDAN RAZI OLSUN"

Bir de Maraş'a bakın Maraş'a ne yapılmış? 5880 personelle enkazdan 431 can kurtaran, sade Maraş'a 2150 aracını getiren, 1381 araç dolusu yardım getiren, 6747 çadır kuran, 147 konteyner kuran, mobil fırında günde 6500 ekmek üretip dağıtan, 30 bin gıda kolisi dağıtan ve o dönem çok konuşuldu, atıl durumda bekleyen garajda bekleyen otobüslerini seyyar tuvalet ve duşa dönüştürüp çok büyük bir krizi tek başına çözen, 12 cenaze aracı, 30 bin görevlisiyle Maraş'taki definleri yapan, 21916 çiftçiye bir milyon sebze fidesi dağıtan, 423 bin litre sıvı gübre dağıtan, 15 kilometre su hattını bizzat döşeyen, evde kalan 7035 depremzedeyi kendi ilinde o dönem barındıran, halen 700 kişiyi kendi ilinde misafir eden, depreminin üçüncü yılında burayı emanet ettiğimiz, gözü gibi bakan başkan Mansur Yavaş. Allah ondan razı olsun.

Depremin ertesi günü bana ne düşüyor diye buraya koştu, sana Kahramanmaraş dediler. O günün yerel yönetimlerden sorumlusu Sayın Seyit Torun, şimdi Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizde gölge kabinemizde ve ondan sonra bu göreve gelen Gökhan Zeybek. O gün bugün Mansur Yavaş Kahramanmaraş'ta, kimin neye ihtiyacı olsa bir belediyenin gücü imkanları dahilinde yapılanı ve yapılamayacağı yaptı. Ben partinin genel başkanı olarak hepiniz adına ona bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum.

"BUNU İNKAR ETTİN YA KUL HAKKINA GİRİYORSUN"

Erdoğan'a da diyorum ki: Kadir kıymet bilmezsin, hatır bilmezsin. Partiyi 33 arkadaş kurdu, 31'inin defterini dürdü, birinden selamı yok. Asla ve asla dönüp de olan bir şeye bir saygı duymak bir şey yok. Ama hiç olmazsa 28521 personel, kimi bir hafta-on gün, kimi bir ay, kimi üç ay, kimi altı ay burada depremzede ne haldeyse o halde durup, kimi ilk tıraşı 15 gün sonra olup, kimi ne zaman seyyar duşlar geldi bütün konteyner kent-bütün çadır kent yararlandı, onlardan sonra suya kavuşup burada cansiperane gayret gösterdiler. Her görüşten insan var onların içinde. Bir belediyede bir görüşten insan yok ki, her görüşten insan var. Allah hepsinden razı olsun. Bunu inkar ettin ya kul hakkına giriyorsun, kul hakkına giriyorsun."

Muhabir: Atilla ŞAKACI