5 aylık Ömer’in erken kaynayan kafatası 3 saatlik ameliyatla düzeltildi
5 aylık Ömer’in erken kaynayan kafatası 3 saatlik ameliyatla düzeltildi
İçeriği Görüntüle
OBEZİTE CERRAHİSİ HER HASTA İÇİN AYRI PLANLANIYOR
Acıbadem Adana Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Çetinkünar, obezite cerrahisinin yalnızca estetik ya da kilo verme amacıyla değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Obezitenin diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve uyku apnesi gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırladığını belirten Çetinkünar, bariatrik cerrahinin bu hastalıkların kontrol altına alınmasında önemli rol oynadığını ifade etti.
Çetinkünar, “Bariatrik cerrahi, diyet ve ilaç tedavisinden yeterli fayda görmeyen hastalar için bilimsel olarak kanıtlanmış güçlü bir tedavi seçeneğidir. Ancak tek bir cerrahi yöntem yoktur. Her hasta için ayrı değerlendirme ve planlama yapılmalıdır” dedi.
EN SIK TERCİH EDİLEN YÖNTEM: TÜP MİDE AMELİYATI
Obezite cerrahisinde en sık uygulanan yöntemin tüp mide ameliyatı olduğunu belirten Çetinkünar, bu operasyonda midenin büyük bölümünün çıkarılarak tüp şeklinde yeniden oluşturulduğunu söyledi. Bu yöntemle açlık hissinin azaldığını ve erken doyma sağlandığını ifade etti.
Tüp mide ameliyatı sonrası iki yıl içinde toplam vücut ağırlığının ortalama yüzde 25-30’unun kaybedilebildiğini belirten Çetinkünar, “Bağırsaklara ek bağlantı yapılmadığı için vitamin ve mineral eksikliği riski diğer yöntemlere göre daha düşüktür. Ancak bazı hastalarda reflü şikayetleri artabilir” diye konuştu.
GASTRİK BYPASS VE SADI-S YÖNTEMLERİ KİMLERE UYGUN?
Roux-en-Y gastrik bypass yönteminin hem mide hacmini küçülttüğünü hem de emilimi kısmen azalttığını belirten Prof. Dr. Çetinkünar, bu yöntemle iki yıl içinde yüzde 30-35 oranında kilo kaybı sağlanabildiğini ifade etti. Özellikle tip 2 diyabeti olan ve şiddetli reflü şikayeti bulunan hastalarda etkili sonuçlar alındığını dile getirdi.
Mini gastrik bypass yönteminde ameliyat süresinin daha kısa olduğunu ancak vitamin ve protein eksikliği riskine karşı düzenli takip gerektiğini vurguladı.
SADI-S yönteminin ise tüp mide ile bağırsak bypassının birlikte uygulandığı bir teknik olduğunu belirten Çetinkünar, “İleri derecede obez ve diyabeti kontrol altına alınamayan hastalarda tercih edilebilir. Bu yöntemde iki yıl içinde yüzde 35-40 oranında kilo kaybı mümkündür. Ancak düzenli vitamin takibi şarttır” dedi.
“AMELİYAT SİHİRLİ BİR ÇÖZÜM DEĞİL”
Obezite cerrahisinde kararın kişiye özel verilmesi gerektiğini vurgulayan Çetinkünar, vücut kitle indeksi, ek hastalıklar, beslenme alışkanlıkları ve hastanın beklentilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ameliyatların günümüzde laparoskopik ve robotik yöntemlerle kapalı olarak yapılabildiğini belirten Çetinkünar, “Ameliyat tek başına yeterli değildir. Hastaların ameliyat sonrası beslenme düzenine ve yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlaması gerekir. Doğru hasta seçimi ve düzenli takip başarıyı belirleyen en önemli faktörlerdir” ifadelerini kullandı.

Kaynak: İHA