ABD ve İsrail saldırılarında hayatını kaybettiği açıklanan İran’ın dinî lideri Ali Hamaney, yaklaşık 35 yıldır İran İslam Cumhuriyeti’nin en tepe noktasındaki isimdi. Devlet politikalarında son sözü söyleyen, ordunun ve Devrim Muhafızları’nın başkomutanı olan Hamaney, İran’ın iç ve dış siyasetini şekillendiren en etkili figür olarak öne çıktı. 1979 İslam Devrimi sonrası kurulan teokratik sistemin korunması ve yayılması için ideolojik bir çizgi izleyen Hamaney, özellikle ABD ve İsrail karşıtı söylemleriyle küresel siyasette tartışmalı bir aktör haline geldi.
DEVRİMİN ÖĞRENCİSİNDEN REJİMİN LİDERLİĞİNE
1939 yılında İran’ın Meşhed kentinde doğan Hamaney, genç yaşta dinî eğitim almaya başladı. 1960’lı yıllarda Şah rejimine karşı yürütülen İslami devrim hareketine katıldı. Bu süreçte defalarca tutuklandı, sürgün edildi ve işkence gördü.
1979’da Ruhullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi’nin ardından hızla yükseldi. 1981 yılında cumhurbaşkanı seçildi ve 1989’a kadar bu görevi sürdürdü. Humeyni’nin ölümünün ardından aynı yıl İran’ın “dinî lideri” oldu. Bu makam, anayasal olarak cumhurbaşkanının da üzerinde, devletin en üst otoritesi anlamına geliyor.
İRAN TEOKRASİSİNİ YAYMA STRATEJİSİ VE “DİRENİŞ EKSENİ”
Hamaney döneminde İran, kendisini yalnızca bir ulus-devlet olarak değil, Şii dünyasının lideri olarak konumlandırdı. Lübnan’dan Yemen’e, Irak’tan Suriye’ye kadar uzanan “direniş ekseni” stratejisiyle bölgedeki nüfuz alanını genişletmeye çalıştı.
Özellikle İsrail’i “gayrimeşru bir rejim” olarak nitelendiren Hamaney, İsrail’in haritadan silinmesi gerektiğini savunan söylemleriyle dikkat çekti. İran’ın nükleer ve balistik füze programı da onun döneminde hız kazandı. Nükleer silah üretimini yasaklayan bir fetva verdiğini açıklasa da Batı dünyası bu yaklaşımı ikna edici bulmadı.
İç politikada ise muhalefete karşı sert tutumu öne çıktı. Reformist hareketler ve sokak protestoları güvenlik güçleri aracılığıyla bastırıldı. Ekonomik yaptırımların ağır sonuçları ise doğrudan İran halkını etkiledi.
TÜRKİYE’YE BAKIŞI: REKABET VE TEMKİNLİ DENGE
Hamaney’in Türkiye’ye yaklaşımı her zaman temkinli ve kuşkucuydu. İran, laik geçmişi ve NATO üyeliği nedeniyle Türkiye’yi ideolojik bir rakip olarak gördü. Özellikle 2011’de Kürecik’te NATO füze kalkanı radarının konuşlandırılması, Tahran-Ankara hattında ciddi gerilime yol açtı.
Suriye ve Irak ise iki ülkenin en sert rekabet alanları oldu. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonları ve Esad rejiminin devrilmesi süreci, Tahran’da rahatsızlık yarattı. Hamaney, Türkiye’yi zaman zaman Batı’nın bölgedeki aktörlerinden biri olarak tanımladı.
Buna rağmen iki ülke, ekonomik ilişkiler ve enerji işbirliği gibi alanlarda diplomatik dengeyi korumaya çalıştı. Uzmanlar, Türkiye-İran ilişkisini “yakın ama dikenli bir denge” olarak nitelendiriyor.
İRAN HALKIYLA ARASINDAKİ MESAFE
Hamaney sade bir yaşam sürdüğünü savunsa da, rejimin baskıcı yapısı ve artan yoksulluk halkla arasındaki mesafeyi büyüttü. Kadın hakları konusundaki sert uygulamalar ve genç nüfusun kitlesel göçü, onun döneminin en çok tartışılan başlıkları arasında yer aldı.
Yaşı ilerledikçe daha kapalı bir yönetim anlayışına yöneldiği belirtilen Hamaney, son yıllarda kamuoyu önüne sınırlı sayıda çıktı. Devletin kilit kurumları üzerindeki etkisini ölümüne kadar sürdürdü.
İran’ı yaklaşık kırk yıl boyunca yöneten Ayetullah Ali Hamaney’in ardından ülkenin nasıl bir yol izleyeceği ise hem bölge hem de dünya açısından kritik bir soru olarak öne çıkıyor.
Kaynak: HABER MERKEZİ




