Meliha Küçüönder’in YouTube kanalında yayımlanan söyleşide, eğitim hayatındaki değişim, öğrencilerin davranışları, ailelerin çocuklarına yaklaşımı, öğretmen-öğrenci ilişkisi ve akademik başarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği konuşuldu. Söyleşinin merkezinde ise okul, veli ve çocuk olmak üzere üç temel unsurun birbiriyle kurduğu ilişkinin çocuğun gelişimindeki rolü yer aldı.
“Eski eğitim sistemi daha mı iyiydi?” sorusuna dikkat çeken yanıt
Programın başlangıcında, geçmiş dönemlerdeki eğitim anlayışı ile günümüzdeki eğitim sistemi arasındaki farklılıklar ele alındı. Söyleşide, günümüz çocuklarının önceki nesillerden farklı davranmasının doğrudan “kötüye gidiş” şeklinde değerlendirilmemesi gerektiği ifade edildi. Yaşam koçu Perihan Uğurlu, toplumun ve bireylerin sürekli değiştiğine dikkat çekerek eğitim anlayışının da bu dönüşümden etkilendiğini belirtti. Uğurlu, geçmişte çocukların öğretmenlerinden daha fazla çekindiği bir eğitim anlayışının bulunduğunu ancak bunun her yönüyle doğru kabul edilemeyeceğini söyledi. Geçmiş dönemlerde uygulanan fiziksel cezaların da doğru olmadığına dikkat çekilirken, günümüzde ise öğrenci ile öğretmen arasındaki ilişkinin saygı ve iletişim temellerinde yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı.
Öğrenci, öğretmen ve veli arasında denge neden önemli?
Söyleşide üzerinde durulan başlıklardan biri de okul, aile ve öğrenci arasındaki ilişki oldu. Bir sınıfta farklı ailelerde, farklı kültürlerde ve farklı iletişim biçimleriyle yetişen çocukların bir araya geldiği belirtilirken, öğrencilerin davranışlarının yalnızca okul ortamına bakılarak değerlendirilmemesi gerektiği ifade edildi. Uzman görüşünde, her çocuğun kendi ailesinden ve çevresinden farklı davranış biçimleri öğrendiği, bu nedenle öğrencilerin birbirleriyle kıyaslanmasının doğru sonuçlar vermeyebileceği dile getirildi. Özellikle çocukların aileleriyle kurduğu iletişimin de birbirinden farklı olduğuna dikkat çekilerek, bir çocuğun ailesine karşı sergilediği davranışın başka bir çocuk tarafından farklı yorumlanabileceği belirtildi. Bu nedenle eğitim ortamında çocukları doğrudan “doğru” veya “yanlış” şeklinde sınıflandırmak yerine, davranışların arkasındaki nedenlerin anlaşılmasının önemine dikkat çekildi.
“Tembel çocuk” ve “çalışkan çocuk” ayrımına dikkat
Söyleşinin dikkat çeken bölümlerinden biri de çocukların “tembel” veya “çalışkan” olarak etiketlenmesi oldu. “Başarı nedir?” sorusunun ele alındığı programda, başarının yalnızca yüksek not veya sınav sonucuyla ölçülemeyeceği ifade edildi. Uzman, her çocuğun farklı öğrenme biçimlerine ve farklı gelişim alanlarına sahip olduğunu belirterek, çocukları yalnızca akademik performanslarına göre değerlendirmemenin önemine dikkat çekti. Bir çocuk için yürümeyi öğrenmenin dahi önemli bir başarı olabileceği örneği üzerinden, başarının kişiden kişiye değişebileceği anlatıldı. Bu yaklaşım doğrultusunda “tembel çocuk” şeklinde kesin bir sınıflandırmanın da doğru olmadığı vurgulandı.
Çocuğa sürekli “tembelsin” demek neye yol açıyor?
Söyleşide velilerin çocuklarıyla iletişim sırasında kullandığı dil de ayrıntılı biçimde ele alındı. “Sen tembelsin”, “ders çalışmıyorsun”, “sözümü dinlemiyorsun” gibi ifadelerin çocuk üzerinde etiketleyici bir etki oluşturabileceği belirtildi. Uzman görüşüne göre, çocuğun davranışını değiştirmeye çalışmadan önce o davranışın nedeninin anlaşılması gerekiyor. Örneğin ders çalışmayan bir çocuğa doğrudan “tembel” demek yerine, çocuğun neden ders çalışmak istemediğinin araştırılması gerektiği ifade edildi. Çocuğun dikkatini dağıtan unsurlar, akran etkisi, telefon ve dijital oyunlar gibi faktörlerin davranışın arkasındaki nedenler arasında bulunabileceği belirtilirken, çözümün çocuğu suçlamak yerine ihtiyacı anlamaktan geçtiği aktarıldı.
“Önce dinleyin, sonra çözüm üretin”
Programda velilere yönelik en önemli mesajlardan biri çocukları dinlemek oldu. Çocuğun sergilediği davranışın arkasında bir ihtiyaç bulunabileceği ifade edilirken, ebeveynlerin çözüm üretmeden önce çocuklarının ne anlatmaya çalıştığını anlamaları gerektiği vurgulandı. Uzman, çocukla ilgili karar verirken yetişkinin kendi düşüncesini doğrudan doğru kabul etmek yerine çocuğun bakış açısının da anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu yaklaşımın özellikle ders çalışma, telefon kullanımı, okul motivasyonu ve davranış sorunları gibi konularda daha sağlıklı iletişim kurulmasına yardımcı olabileceği ifade edildi.
Telefon kullanımında “yasak” yerine farkındalık önerisi
Söyleşide günümüz çocuklarının en fazla karşılaştığı sorunlardan biri olan telefon ve dijital oyun kullanımı da gündeme geldi. Çocuğa sadece “telefonu bırak” demenin sorunu çözmeyebileceği belirtilirken, öncelikle çocuğun telefona neden yöneldiğinin anlaşılması gerektiği ifade edildi. Özellikle arkadaş çevresinin ve akranların çocukların dijital oyunlara yönelmesinde etkili olabileceği vurgulandı. Bu noktada ebeveynlere dikkat çekici bir soru yöneltildi: “Telefonu siz mi kullanıyorsunuz, telefon mu sizi kullanıyor?” Bu soruyla çocukların ve ailelerin teknoloji kullanım alışkanlıklarını sorgulamasının amaçlandığı belirtildi.
Çocukları kıyaslamak yerine farklılıklarını anlamak gerekiyor
Söyleşide, farklı aile ortamlarından gelen çocukların aynı sınıfta eğitim görmesinin doğal olarak farklı davranış biçimlerini beraberinde getirdiği ifade edildi. Bu nedenle bir öğrencinin başka bir öğrenciyle kıyaslanmasının çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine neden olabileceği ve gelişim sürecini olumsuz etkileyebileceği görüşü paylaşıldı. Çocukların farklı özelliklerle ve farklı öğrenme biçimleriyle geliştiği belirtilirken, öğretmenlerin de sınıf içerisindeki bu farklılıkları dikkate almasının önemine değinildi.
Her çocuk aynı şekilde öğrenmiyor
Söyleşide öğrenme biçimleri de konuşuldu. Görsel, işitsel ve dokunsal öğrenme gibi farklı yöntemlerin eğitim sürecinde kullanılabileceği belirtilirken, tek bir öğrenme yönteminin bütün çocuklar için aynı sonucu vermeyebileceğine dikkat çekildi. Sınıf ortamında farklı tekniklerin bir arada kullanılmasının öğrencilerin kendilerine uygun öğrenme biçimini geliştirmelerine katkı sağlayabileceği ifade edildi. Bu noktada akademik notların da çocuğun bütün başarısını tek başına göstermeyebileceği vurgulandı.
Çocuğun davranışını değiştirmek yerine farkındalık oluşturun
Söyleşinin önemli mesajlarından biri de çocuğu doğrudan değiştirmeye çalışmak yerine, davranışının farkına varmasını sağlamak oldu. Uzman, öğrencinin neden gelişmesi veya değişmesi gerektiğini kendisinin anlamasının önemli olduğunu belirtti. Örneğin “Neden ders çalışmalıyım?” sorusunun cevabını yalnızca ebeveynin vermesi yerine, çocuğun kendi nedenini bulmasının daha anlamlı bir süreç oluşturabileceği ifade edildi. Bu kapsamda çocuğun düşünmesini sağlayacak soruların kullanılabileceği belirtildi.
Çocukların kendilerine sorabileceği 3 güçlü soru
Söyleşide, öğrenci, veli ve öğretmenin farklı durumlarda kullanabileceği üç temel soru da paylaşıldı.
1. Ne istiyorum?
Öncelikle kişinin ulaşmak istediği şeyi netleştirmesi gerektiği ifade edildi.
2. Şu anda bunu yapmamı engelleyen ne var?
Hedefin önündeki engellerin fark edilmesinin çözüm üretmenin ilk adımlarından biri olduğu belirtildi.
3. Bugün bunun için atabileceğim en küçük adım ne?
Büyük hedefler yerine uygulanabilir küçük bir adım belirlemenin süreci kolaylaştırabileceği vurgulandı. Bu üç sorunun öğrenciler kadar veliler ve öğretmenler tarafından da kullanılabileceği ifade edildi.
“Mutlu çocuk” vurgusu
Söyleşinin sonunda eğitim anlayışının yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği mesajı verildi. Yaşam koçu Perihan Uğurlu, programın kapanışında velilere, öğretmenlere ve öğrencilere tek bir cümleyle mesaj vermesi istendiğinde, “Mutlu olun, mutlu kalın” ifadelerini kullandı. Programda, mutlu bireylerin gelişim süreçlerinde akademik başarıyı da yakalayabilecekleri yönündeki görüş paylaşılırken, çocukların eğitim yolculuğunda mutluluk, iletişim ve farkındalığın önemine dikkat çekildi.





