Güreş’e İlgi Var, Destek Yok!

Kahramanmaraş’ta ata sporu güreşte çeşitli kategorilerde 15 Türkiye şampiyonluğu bulunan ve Kırkpınar’ın tek Kahramanmaraşlı Baş Pehlivanı olan 65 yaşındaki Galip Karahan, Ataspor’una ilgi olduğunu ama desteğin yeter kadar olmadığını savundu.

Güreş’e İlgi Var, Destek Yok!

46 YILDIR YAŞADIKLARINI KALEME ALDI

 46 yıldır yaşadıklarını kaleme aldığı ortaya çıktı. 55 ajanda defterini yazı ve binlerce beyit şiir ile dolduran Karahan Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesine konuştu. 8 yaşındayken güreşe ilgi duyan Galip Karahan profesyonel olarak ilk kez 16 yaşında mindere çıktığını ve ilk çıktığı minderde de kendi kilosunda Türkiye Şampiyonu olduğunu söyledi. Güreş ve Judo sporunun yanı sıra yazdığı anlamlı şiirler ve günlükle de dikkatleri üzerine çeken Galip Karahan hayatında boş durmayı sevmediğini dile getirdi. Karahan hayatından kesitleri Bugün Gazetesine aktardı;

İLK ŞAMPİYONLUĞU 16 YAŞINDA YAŞADIM

“16 Yaşındayken 1971 yılında yapılan güreş müsabakalarında 81 kiloda mindere çıktım ve Türkiye şampiyonu oldum. İkinci yılımda ise bu kez Liseler arası yapılan şampiyonadan Türkiye birincisi olarak çıktım. Sonraki yılda yine liseler arasında yapılan yarışmada Türkiye şampiyonu oldum. İlk profesyonelliğimin 3’üncü yılında Kahramanmaraş’ta yapılan karakucak güreş müsabakalarında da Türkiye şampiyonu oldum.

KIRPINAR’IN TEK KAHRAMANMARAŞLI PEHLİVANIYIM

Ayrıca 1975 yılında yapılan Kırkpınar Karakucak Güreş müsabakalarında başpehlivanlığı kazandım. O yılda ağırlığım hafif olduğu için rakibimle tutmuyordu. Yine de güreştim ve başpehlivanlığı aldım. Şuana kadar da bu ünvanı elinde bulunduran tek Kahramanmaraşlı güreşçi benim. Kırkpınar’daki başpehlivanlıktan sonra öğrenim gördüğüm Gazi Üniversitesi adına Üniversiteler arası yarışmalarda 4 yıl üst üste Türkiye şampiyonu oldum. Güreşten sonra Judo sporuna merak sardım ve Judo yarışmalarında da bir kez Türkiye şampiyonu oldum.

BİR YIL ALMANYA’DA GÜREŞTİM

1979 yılında Almanya’nın Stuttgart ilinde faaliyet gösteren Aalen Konüspren takımına transfer oldum. 1 yıl Almanya’da Aalen takımı adına liglerde güreştim. Almanya’da sporcuya ayrı bir önem verildiğini gördüm. Transfer olup kulüp binasına gittiğimde oradaki yetkililer hemen benim fotoğrafımı duvara asarak beni onure ettiler. 1 yıl orada Alman liginde Aalen takımı adına güreştim. Eğitimim nedeniyle 1 yıl sonra tekrar ülkeme dönerek eğitimime devam ettim.

ANTRENÖRLÜK YAŞAMIMDA SAYISIZ ŞAMPİYON YETİŞTİRDİM

29 yaşındayken vatani görevimi yapmaya karar verdim ve aktif güreşmeyi bıraktım. Vatani görevimi yedek subay olarak yaptım. Kara Kuvvetleri komutanlığında vatani görevimi güreş antrenörü olarak yaptım ve astsubayları Türkiye şampiyonu yaptım. Askerlik dönüşünde mesleğime öğretmenliğe döndüm. Öğretmenlikte kısa bir süre durduktan sonra Ankara Şeker Fabrikasına daha sonra da tercihen Afşin Elbistan Linyitleri İşletmesi (AEL)’ne tayin oldum. Burada uzman antrenör olarak görevimi yapmaya devam ettim. AEL’de de bir Avrupa Şampiyonu, bir dünya ikincisi, defalarca da Türkiye şampiyonu yetiştirdim. AEL’de tam 18 yıl antrenör olarak görev yaptım. Sporculuğumda 13 kez Türkiye şampiyonu oldum, onlarca da çalıştırdığım takımlarda Türkiye şampiyonu çıkarttım.

GÜREŞ BANA MANEVİ DOSTLUKLAR KAZANDIRDI

Güreş bana her şey kazandırdı, en baştabana unutulmaz dostlar kazandırdı. ‘merhaba Galip Bey, nasılsın’ kazandırdı. Bana Gazi Üniversitesine girmemi kazandırdı. Okulumuzu başarıyla bitirdik. Ailemi kazandırdı, ülkeme hizmet etme şerefini kazandırdı. Maddi olarak karşılığı ise çeşitli müsabakalarda aldığım pirimlerdir.

GÜREŞ ESKİSİ KADAR SEVİLMİYOR

Bugünkü güreş sporunun eskiye nazaran gönüllerde yeteri kadar yer aldığına inanmıyorum. Sanki ‘sevilmeyen bir sporu zoraki yaptırıyorlar’ gibi geliyor bana. Yine ki Peygamber Sporu da bırakılmıyor. Şimdiki sporcu yetiştirmelerde sporcuya moral, özgüven depolanmıyor. Sporcu ne yaparsa kendi özgüveni ve becerisi ile yapıyor. Keşke futbol gibi sevilse daha iyi olmaz mıydı?

1983 YILINDAN BERİ AYNI KİLODAYIM

Spor ayrıca insanın sağlıklı yaşamının da anahtarıdır. Ben günlük Kahramanmaraş’ta 6 km yol yürüyorum. Ayrıca yaz aylarında Afşin’deki kendi yerimdeki tarlamda bağ ve bahçe işleriyle de bizzat kendim ilgileniyorum. 1983 yılında aynı kilodaydım şimdi de aynı kilodayım. Kolesterol, şeker gibi hiçbir rahatsızlığım yok. Sporun yaşı yoktur, her yaşta insan spor yapabilir. Sağlıklı yaşamak istiyorsan mutlaka spor yapmak zorundasın.

AŞIK MAHSUN-İ KALİTESİNDE SAZ ÇALABİLİRİM

Benim hayatımda güreşin yeri farklı fakat ilgi alanım sadece güreşle de kalmadı. Merak sardığım tüm dallarda başarılı oldum. Örneğin bir gün saz dinlerken çok efkârlandım, sazı aldım öğrendim. Bugün rahmetli Âşık Mahsun-i kadar saz çalabiliyorum. Bunun yanında memleketimizin havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez şiire yöneldim. Bugün baktığınız zaman binlerce beyit şiirlerimi görebilirsiniz.

55 AJANDA 97 BİN YAPRAK DOLDURDUM

Ayrıca 46 yıldır günlük yazıyorum, 1973 yılından beri hayatımda ne geçmiş, Türkiye’de, memleketimde, uluslararasında neler olmuş tüm önemli olaylar benim ajandamda mevcut. Düşünsenize 43 yıldır 36 adet ajandanın tüm sayfalarını günlük yazımla ve şiirlerimle doldurmuşum. Geçen günlerde hesapladım ve son 46 yıldır 97 bin sayfa yazı kaleme almışım. Günlük yazmak alışkanlık oluşturdu. O günü yazmadan yatmadım.

BAŞARIMIN SIRRI KESİNLİKLE AZMİMDİR

Her zaman olmayan işi başarmaya çalıştım, azmimle başardım. 1973 yılından beri sadece 3 ay yazmamışım. O da askerlikteki monoton günler oldu. O 3 ayında özetini çıkartarak ajandama not ettim. Günlük yazımın yanı sıra şiirlerimle de iddialıyım. Afşin’deki bir güreş festivalinde ülkemizin çeşitli illeriyle ilgili kaleme aldığım 82 beyit şiiri okudum. Dönemin kaymakamı beni ayakta alkışladı ve şiirlerimi kitaplaştırmak istedi. Kaymakamımız tayin olduğu için hayata geçmedi.

7 YIL İRAN-IRAK SAVAŞINI GÜN GÜN YAZDIM

Günlüğüme o gün Türkiye’de dünya genelinde, memleketimde neler yaşanmışsa onları yazdım. Sevinci, kederi, sevgiyi her şeyi kaleme aldım. Örneğin 1980’den 1988’e kadar İran-Irak savaşını yazdım. Basından takip edip kendi fikrimi ortaya koyarak yazdım. Yapılan savaşta her gün kaç kişi ölmüş, neden ölmüş hepsini tek tek not ettim. Kahramanmaraş’ta hava durumunu, spor faaliyetlerini yazdım. Hatta maç skorlarını bile ajandama not ettim. Bu bir hastalıktır yazmadığım gün eşim beni uyarır. Gece 12 de olsa kalkar yazarım.

YAZMAK BİR HASTALIKTIR, BIRAKAMIYORUM

Hala yazmaya devam ediyorum. Bu bir hastalıktır dedim ve yazmaya devam ediyorum. Geçen gün arşivlerimi incelediğimde 36 adet ajandanın dolduğunu gördüm. Bu da 97 bin sayfa yazıya denk geliyor. Yani ben 97 bin sayfa yazı kaleme almıştım. Bazen 25 yıl önce, 20 yıl önce ne yazdığımı ve o gün memleketimde neler olup bittiğini öğrenmek için açık okuyorum. Okudukça da duygulanıyorum. 12 Eylül darbesinde kaç kişinin asıldığını o darbe de neler olduğunu insan okumaz mı?

ÇOCUKLARIM MİRAS OLARAK GÜNLÜĞÜMÜ İSTİYOR

Çocuklarım bana; ‘senin mirasını istemiyoruz bize günlüklerini bıraksan yeter’ diyorlar. Evliya Çelebi durmadan yazmış, bende durmadan yazıyorum. Mesela bizim kasabaya bir çeşme yapılmış onu yazdım, sonra sökülmüş. Aklınıza ne gelirse onu yazdım. Mahsun-i Şerif’le ilgili de çok yazı yazdım. Çok dürüst kendini bilen bir ozandı.

KİTAPLAŞTIRMAK HEM MADDİ HEM YOĞUN ZAMAN GEREKTİRİYOR

Yazmak için insanın kendine zaman ayırmasına gerek yok, zaten zaman kendiliğinden oluşuyor. Mesai saatlerinden sonra evime gidiyorum, hiçbir yere çıkmadığım için kendimi günlük yazılarıma verdim. Bunları bir gün kitaplaştırmak için çaba sarf ettim. Fakat bunları derleyip toparlama çok uzun sürecek, 97 bin sayfa yaprağı bir araya getirmek gerçekten büyük bir emek işi. Bir ara bunları göze alarak kitaplaştırmak ta istedim ama nakdi olarak çok istedikleri için geri vaz geçtim. Zaten kitaplaştırsam en az bin sayfa olur. Şuan ise Kahramanmaraş’tayım. Kışın şehirde yazın ise Afşin’deki evimde çiftçilik yaparak yaşıyorum.” (HABER-FOTO: İLKER YİYEN)

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER