Okumak hele hele derinliği olan, ruhuna huzur veren, aklını pekiştiren, nefsini törpüleyen kitapları okumak harika oluyor.

Bizde son dönemde biraz gecikmiş olsak da Mevlâna Hazretlerinin Mesnevisine yoğunlaştık. Sonra Risaleyi Nurları dönüp dönüp okuyoruz. Necip Fazıl’ın Çilesi ile başladığımız okumalarımızın baş kitabı elbette Kur’an ve Hadis Külliyatları oluyor velhasıl kitaplar harika arkadaşlar.

Bir öğretmen arkadaşım, sınavlardan sonra şöyle bir değerlendirme yapmış. Artık kitap okuma alışkanlığı olmayan gençlerin sınavlarda başarılı olma şansı yok! Dolayısı ile yazımın başında derim ki, okuyalım, okutalım, sakın üçüncüsü olmayalım!

Bugün size Mesnevi’den güzel bir hikâye ile başlayalım istedim. Hikâye dedimse de elbette kısa tutacağım. Zihnimde kalanı anlatacağım. Hikâyede el becerisi çok iyi olan bir kuyumcu var ve padişah bu kuyumcuyu kuyumcu başı yapmak ister. Haber vermek için iki bey görevlendirir. Bu iki bey, kuyumcuyu bulur: “Ey lütuf sahibi üstat, ey marifetli kamil kişi ustalığını çevre şehirlere yayılmıştır. İşte bu nedenle falanca padişah seni kuyumcu başı yapmak ister. Şu altınları ve elbiseleri de sana hediye olarak getirdik. Padişahımız geldiğinde karşısına en güzel şekilde çıkarsın, sana bir de tören yapacağız…” denilince kuyumcu da bir gurur, kibir oluşur. Aslında, padişah bu adamın canına kast edecek ama kuyumcu bilmiyor. Ata binip sevinçle koşturan kuyumcu kendi kanının diyetini elbise sanmıştır. Hayalinde ululuk, makam, mülk hayalleri padişaha doğru gider. Huzura çıktığından bir süre sonra da güzel bir hanım ile evlendirilir, gerçekten de hazine ona teslim edilir. Altı ay kadar murat alıp, murat verir, sonunda yüzü o kadar çirkinleşir ki, kendi yüzü kendine düşman görünür

ŞERBET İÇİNCE

Vezir bir gün kuyumcu başına bir şerbet içirir, bu şerbeti için adam iyice zayıflar, erimeye başlar ve o güzelim eşi onun bu iğne iplik gibi kalmasından sonra kendisini terk eder. Hikâye uzundur, sonrası kuyumcu başı için hicrandır…

Hikâyede; “Zahiri güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar nihayet bir ar olur.

Keşke kuyumcu baştan başa ayıp ve ar olsaydı.

Tavus kuşunun kanadı, kendisine düşmandır. Nice padişahlar vardır ki kuvvet ve azametleri helaklarına sebep olmuştur…”

Sonuçta kuyumcu, eski yaşamına arar, keşke der ne bu güzeli görseydim, ne maharetim bilinseydi nede bu hale düşseydim. Makamda, güzellikte boş ve yalanmış…

Değerli dostlar, bu hikayeyi okurken yanına şu notu düşmüşüm. “ Güzellik, şan-şöhret, makam çoğu zaman insana düşman kazandırır ve en büyük düşmanda kişinin kendi nefsi olarak ortaya çıkar!”

SİZE VERİLENLER İMTİHANDIR

İster evlat, ister servet, ister makam Cenab-ı Allah bize ne vermiş ise verdikleri ile imtihan edecek demektir.

Bir defa dua edip isterken, herşeyin hayırlısını istemek gerek, bu birinci mesele.

İkinci mesele de Zülcelal ve İkram sahibi olan Rabbimiz verdikleri ile imtihan ederken, mutlaka isyandan kaçınmak gerekiyor.

Bunları niye yazdığımı herkes kendi cephesinden değerlendirebilir.

Bu hikâyede yine altını çizdiğim birkaç cümle daha olmuş, onları da yazmadan geçemezdim.

“Diri aşk, ruhta ve gözdedir!” Bu sizi seçtiğim özel bir cümle olsun. Özellikle aşıklar bu yazılanı çok iyi anlarlar.

Aslında işte bu imtihan sürecinde bu diri aşkı yakalamamız gerekiyor. Bizler çoğumuz aşkımızı anlatırken, dil ile söyleriz de kalbimiz başka yerlere kayıverir.

Birde bizim gibi günahkârlar için gelsin o seçme sözlerden: “Onun aşkını seç ki bütün peygamberler onun aşkıyla kuvvet ve kudret buldular. Sen: “Bize o padişah huzuruna varmaya izin yoktur deme. Kerim olan kişilere rahmet kapılarını hep açık tutmuştur” Unutmayalım, tövbe kapısı her zaman açıktır. Çal kapıyı gir içeri, ‘tövbe’ de, boyun bük, şükür ve kanaat eyle.

Kalın sağlıcakla.