Geldiğimiz noktada şöyle derleyelim konuyu; “Ortaçağda oryantalistlerin Doğu’ya bakışı düşmanca değildi, fakat çok kardeşçe olduğu da söylenemezdi.

Peki ilahiyatçılar yani bizim hoca ve alimlerimiz bu konuda ne düşünürler?  Diyanet İşleri eski Başkanı Tayyar Altıkulaç hocamız bu konuda verdiği bir konferansta şöyle der; "Oryantalistler sadece Kuran tarihi ile meşgul olmuyorlar, Doğu‘nun, Şark‘ın her şeyiyle meşgul olmuşlardır"diyor

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Salonu‘nda düzenlenen "Tarih ve Kültür Sohbetleri" etkinliğinde verdiği "Kur‘an-ı Kerim ve Oryantalistler" konulu konferansta, Kur‘an-ı Kerim tarihiyle Doğu‘da ve Batı‘da çalışmalar yapıldığını anlatarak, İslam dünyasında ilim olan Kur‘an-ı Kerim‘in çerçevesinde birtakım eserler vücuda getirildiğini kaydetti.

Kuran icazıyla, belagatiyle ve tefsiriyle ilgili Mushaf-ı Şerif‘in nüshalarına kadar tarihiyle ilgili pek çok eserin yazıldığını fakat ilk asırlarda yazılanlardan çok azının bugüne intikal ettiğini belirten Altıkulaç, şöyle konuşur:"Günümüzde geriye doğru baktığımız zaman İslam dünyasının bu konuda(yani oryantalizim) ciddi bir atalet, ilgisizlik ve sığlık içinde olduğunu görüyoruz. Batılıların yaptığı bir çalışma var ki, onların yaptığı çalışmaları daha derinliğine kısmen çok farklı şekilde maksatlı çalışmalar olarak, bir kısmını ilim için ilim, derinliğine ilim, zaman zaman ön yargılı ilim çalışma gibi görüyoruz. Oryantalistler sadece Kuran tarihi ile meşgul olmuyorlar, Doğu‘nun, Şark‘ın her şeyiyle meşgul oluyorlar. İyi niyetlileri ve ilim için ilim yapanlar bir yana oryantalistler, Batı siyaset ve ticaretine, sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetlerine önemli katkı yapmışlar, kayda değer malzemeler sağlamıştır"

HER KILIGA GİRERLER

Oryantalistler bizi bizden daha iyi öğrenebilmek için her kılığa rahatlıkça girerler. Bakınız Sayın Altıkulaç bu konuda ilginç şeyler söylüyor. "Doğu ile meşgul olabilmek için veya Doğu‘da birtakım ideolojik sonuçlara ulaşabilmek için Arapça öğrenmeyi ön plana alıyorlar. Bu işe de 16. asırda başlamış oluyorlar. İkinci öncelikleri, İslamı vahiye dayalı din olarak değil, tarihsel ve toplumsal bir fenomen, yani tarihin ve toplumun ürettiği bir fevkaladelik olarak göstermeye çalışmak. Hz. Peygamber‘in risaletinin doğruluğu ve Kur‘an-ı Kerimin Allah kelamı olduğu konusunda şüphe uyandırmaya çalıştılar ve hadislerin Müslümanlar tarafından ilk üç asırda uydurulan sözler olduğunu iddia ettiler. İslam‘ın Yahudi ve Hristiyan kaynaklarına dayandığını, İslam fıkhının Roma hukukundan alınma olduğunu ileri sürdüler. Misyonerlik yoluyla Müslümanları Hıristiyan yapmaya çalıştılar. İslam ülkelerini sömürge haline getirebilmek ve buraları idare edebilmek için buradaki memurlarını yerli halkın dillerini ve dinlerini öğrenmeye teşvik ettiler. Müslümanlar arasındaki kardeşlik ruhunu zayıflatarak onları birbirinden ayırmaya, zayıf düşürmeye, böylece Batı‘nın üstünlüğünü onlara kabul ettirmeye çalıştılar. Bunu yaparken, dayanakları Hz. Peygamberin vahiy dönemi ile Hz. Ebubekir‘in ilk mushaf‘ı arasındaki rivayet yetersizliğini ve bazı boşluklarını istismar ettiler. Ön yargısız ilim çalışmalar yapanlar da oldu. Oryantalistlerin bir kısmı da doğu kavimlerinin medeniyetlerini, dinlerini, kültürlerini ve dillerini öğrenmek için araştırmalar yaptılar. Bunlar arasında gerçekleri görüp İslam‘ı seçenler de oldu."

Mushaflar tarihi hakkında İslam‘ın ilk asrından itibaren yazılmış onlarca kitabın bulunduğunu belirten Altıkulaç, ancak bunlardan sadece birisinin İbn Ebü Davüd‘ün "Kitabü‘l Mesahif‘i"nin bugüne ulaştığını, diğerlerinin korunamadığını bildirdi.

O kitabı tahkik edip neşredenin de bir oryantalist olduğunu kaydeden Altıkulaç, şunları söyledi:

"Türkiye Diyanet Vakfı olarak 1980‘li yıllarda bir telif ansiklopediye başladık, Avrupalıların yaptığı 15 cilde karşılık. 44 ciltlik İslam Ansiklopedisi‘ni 30 yıl gibi bir zaman içinde telif bir ansiklopedi olarak 44 cilt halinde tamamlayabildik. Avrupalı oryantalistler özellikle 19. ve 20. asırlarda Kuranın metin tarihi ile ilgili olarak önemli çalışmalara imza attılar. Günümüze kadar gelebilmiş en eski parşömenlere ulaşarak ilkel sayılabilecek fotoğraf makineleriyle onların siyah-beyaz fotoğraflarını çekerek bu konuda bir arşiv oluşturmayı deneyen Müslüman araştırmacılar değil, maalesef Batılı oryantalistlerdi. Kur‘an-ı Kerim, vahiyler gelir gelmez yazıldı. Her yıl ramazan ayında mukabele edildi. Son arzda mukabele iki defa yapıldı. Resulullah‘ın vefat yılı içinde iki kapak arasına alındı. Hz. Osman zamanında nüshaları çoğaltıldı." ( Kaynak: AA)