Röportaj: Ali Avgın

KSÜ Öğr. Gör. Mesut BİLGİNER’le yeni yayınlanan son kitabı “Sınai Mülkiyet Hakları ve Vizyon Arayışlarımız; Verilen Destekler ve Muhasebe Uygulamaları” hakkında konuştuk.

Soru: Son kitabın hayırlı olsun, tebrik ediyorum. Kitabın içeriği hakkında bilgi verir misin?

Cevap: İnsanoğlu, yaratılışı gereği sürekli değişme ve gelişme gösterme eğilimindedir. Söz konusu çabaların sonucunda ortaya çıkan buluşlar, Sınâî mülkiyet hakları kapsamındadır. Bu kitapta mevcut kanunlar esas alınarak Marka, Patent, Faydalı Model, Tasarım, Entegre Devre Topoğrafyaları, Coğrafi İşaret gibi sınai mülkiyet haklarını ve bunlara verilen destekler ile ülkemizin bu konulardaki vizyon arayışları ele alınmaktadır. Bu hakların tescili konusunda yetkili kurum    kısa adı TÜRKPATENT olan Türk Patent ve Marka Kurumu’dur.

ESKİ KÖYE YENİ ADET GETİRMEK

Soru: Bu kitabı yazma amacın nedir?

Cevap: 2012 yılında Kahramanmaraş Teknokent Yönetici A.Ş.’ni ve buna bağlı olarak TÜRKPATENT Bilgi ve Doküman Ofisi’ni kurduğumuz süreçte çok sayıda konferans verdik. Hep şunu söyledim muhataplarıma; ülkemizin Ar-Ge ve yenilikçilik sorunu aslında biraz da kültürel bakış açımızla ilgilidir. “Eski köye yeni adet getirme” ve “başımıza icat çıkarma” gibi diskurlarla büyüyen bizlerin kesinlikle bir paradigma değişikliğine giderek zihinsel kodlarımızı güncellemeyi; böylece icat çıkarmayı ve yeni şeyler söylemeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Nitekim Hz. Mevlânâ’ya atfedilen şiirde olduğu gibi:

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Bu sebeple, “yeni şeylerin” ortaya konulması, bilinmesi, desteklenmesi ve korunması gerekmektedir. Biz bu kitapta bunları anlatmaya çalıştık. Çünkü, söz konusu sınai mülkiyet hakları konusunda maalesef gelişmiş ülkelerle aramızda mesafe bulunmaktadır.

BİR ÜRÜNÜN KİMLİĞİ MARKASIDIR

Soru: Sınai mülkiyet hakları konusunda bilgi verir misin?

Cevap: Biliyorsunuz marka, bir ürünün satılabilmesi için çok önemlidir. Marka, bir ürünün kimliğidir. Daha iyi fiyatlara ürün satabilmek için, özellikle yurt dışında pazar bulabilmek için küresel markalar ortaya koyabilmemiz gerekmektedir. Bunun yanı sıra patent, faydalı model ve tasarım konusu bugün ABD ile Çin arasında devam eden ihtilafların temelini oluşturmaktadır. Çünkü günümüzde sanayi casusluğu yoluyla tescilli buluşların çalınması ve taklit edilmesi ekonomik olarak devasa boyutlarda tutarlara ulaşmaktadır. Arge ve inovasyonun yükünü çekenlerin emeği çalınmakta ve taklit edilerek haksız kazanç elde edilmektedir. Bu sebeple bunların tescil edilmesi, korunması ve ticarileştirilmesi gerekmektedir.

ROL ÇALMA YERİNE HER İL KENDİ GELENEKSEL ÜRÜNLERİNİ TESCİL ETTİRMELİDİR

Soru: Yakın tarihte Gaziantep ile aramızda coğrafi işaretli ürünler konusunda bir tartışma yaşandı, bu konuda ne dersin?

Cevap: AB’de coğrafi işaret tescili yapılmış 5 bine yakın ürün bulunmakta ve bu ürünlerden toplam yıllık 40-50 milyar avroluk bir katma değer sağlanmaktadır. Söz konusu ürünlerin küresel ölçekteki ticaret hacmi 200 milyar dolardır. Biz bu pazardan 2 milyar dolar pay alabiliriz. Ülkemizde 3 bine yakın ürün olmasına rağmen bunlardan sadece 3 adedi; Antep Baklavası, Aydın İnciri ve Malatya Kayısısı AB’de tescilli olup 14 ürünümüzün tescil işlemleri devam etmektedir.  Bu sayı en kısa zamanda 35’e çıkarılmaya çalışılmaktadır. TÜRKPATENT tarafından ülkemizde son iki yılda 198 ürün tescil edilerek önemli gelişme sağlanmış ve tescilli coğrafi işaret sayısı 454’e yükselmiştir. 400 kadar ürünün de tescil süreci devam etmektedir.  Söz konusu verilerden, Türkiye'nin coğrafî ve kültürel çeşitliliği göz önüne alındığında bu alanda önemli potansiyelimiz olduğu ama yerel ürünlerden yeteri kadar katma değer elde edemediğimiz anlaşılmaktadır. Nitekim AB’de yalnızca peynir için 254 adet tescil edilmiş coğrafi işaret olması söz konusu alanda bizim daha fazla gayret göstermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.   Netice olarak bu konuda birbirimizden rol çalacağımıza hep beraber gayret ederek ve yurt dışına daha fazla ürün satarak kazançlı çıkmayı düşünmeliyiz. Her il kendi geleneksel ürünlerini ve coğrafi işaretlerini tescil ettirmelidir.

  

“ÇAKIL” İLK YERLİ MİKRO ÇİP’İMİZ

Soru: Kitapta mikro çipler konusu da yer almaktadır. Bu konuda da bilgi verir misin? 

Cevap: Bundan 73 yıl önce 1946’da ABD ordusunun ihtiyaçları karşılaması için yapılan ve basit özelliklere sahip ENIAC adındaki bilgisayar bir oda büyüklüğündeydi ve o tarihteki fiyatıyla 500.000,- Dolar’dı. Bu tutar bu günkü satın alma paritesine göre 6 milyon dolara tekabül etmektedir.    Hâlbuki silisyum (silicon) ve galyum isimli hammaddelerden üretilen olağan üstü gelişmiş işlemcilerle çalışan bugünün diz üstü bilgisayarları birkaç bin dolara satın alınabilmektedir.   Artık elektronik devreler, günlük hayatımızda kullandığımız cihazlardan her türlü hava, deniz ve kara taşıtlarına ve özellikle uzaydan sanayiye/savunma sanayine kadar her alanda kullanılmaktadır. Dünyada bu konuda uzmanlaşmış Samsung, İntel ve AMD gibi firmaların pazarda olağan üstü hâkimiyeti söz konusudur. Ancak teknolojik devrim ve evrimin devam edecek olması bizim de ülke olarak bu konuya eğilmememizi gerektirmektedir. TÜRKPATENT verilerine göre bugüne kadar tescil edilen entegre devre sayısı sadece 22’dir. Ancak özellikle savunma sanayiinde kaydettiğimiz gelişmelere paralel olarak “Çakıl” adı verilen ilk yerli mikro çip prototipinin üretilmesi ve seri üretimine geçilmesi için çalışılması çok önemli bir gelişmedir. Yerli ve milli çip projesiyle silah sistemlerimizde kullanılan yabancı menşeli mikroişlemcilerin yerini alabilecek hızda ve düşük güç tüketen, lisans ve satış hakları ülkemize ait milli bir işlemci tasarlanmaktadır. Ayrıca, Çakıl'ın mobil cihazlarda kullanılabilecek çok çekirdekli versiyonunun çalışmalarına başlanmıştır. Bütün bunlar çok önemli gelişmelerdir.

 YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNLERİNİN İHRACATTAKİ PAYINI ARTIRMAK MÜMKÜN

Soru: Bu konularda Türkiye olarak vizyonumuz nedir?  Bu konuda da bilgi verir misin?

Cevap: Bilgi ekonomisi ve bilişim çağı evresine geçtiğimiz günümüzde gelişmiş ülkelerin; tasarım yapan, Fikrî ve Sınâî Mülkiyet Haklarını koruyan, teknolojiyi transfer eden,  inovaktif girişimciliğe destek veren ve ölçek ekonomisine geçerek katma değeri ve marka değeri yüksek ürünler üretilebilen ülkeler olduğu görülmektedir. Bu sebeple, bizim de bunları başarabilmemiz için hep beraber daha fazla gayret etmeliyiz. Nitekim gerek On Birinci Kalkınma Planı’nda (2019-2023) gerekse TÜRKPATENT’in Stratejik Planı’nda  Fikrî ve Sınâî Mülkiyet Haklarına çok geniş yer verilmesi ülkemizin vizyonu açısından çok çok önemlidir. 18.08.2019 tarihinde açıklanan 2023 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi; Milli Teknoloji Hamlesinde yer alan  “yenilikçi anlayışla üretim yapısında dönüşümün sağlanması;  Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranını yüzde 1,8’e çıkarılması;  bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın ve etkin kullanılması  Ar-Ge ve ticarileştirme desteklerinin fikri mülkiyet sistemiyle bağlantısının artırılması hedefi” gerçekleştirilebilirse, “orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerin ihracattaki payının artırılması ve imalat sanayii ihracatının 210 milyar dolara yükseltilmesi” mümkün olabilir.      

Biz bu kitapta, söz konusu hakların tescilini, TÜBİTAK ve KOSGEB’in verdiği hibeleri; TURQUALITY, IPARD ve URGE programlarından verilen destekleri ele aldık ve bunlarla ilgili vergi ve muhasebe uygulamalarını inceledik. Bu konulara ilgi duyan herkesin istifade edebileceği bir başvuru kitabı hazırlamaya gayret ettik.

      Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum. Bu arada “Sınai Mülkiyet Hakları ve Vizyon Arayışlarımız; Verilen Destekler ve Muhasebe Uygulamaları” isimli son kitabınızın çok değerli bilgiler içerdiğini belirterek, okuyucularına faydalı olacağına inanıyorum. Bu vesileyle yeni kitabınızın hayırlı uğurlu olmasını temenni ederek, akademik hayatınızda başarılar diliyorum.