“Bahar zamanı ekin ekmekten gafil kişi, bu zamanın kıymetini ne bilsin!” (Mevlana)

Cenabı-ı Allah; “İnanıyorsanız güçlüsünüz!” buyuruyor ama şu anda inananlar ‘üstün’ değil. En azından ekonomik olarak üstün değil. Çünkü üst akıl dedikleri şeytanın mirasçıları “güç bende” diyor ve bize her istediklerini yapacaklarını inandırmaya çalışıyor! Para onlarda, silah ve teknolojiye hakimler, dolayısı ile istediğimi yaparım diyorlar, tıpkı Nemrutlar, Firavunlar gibi…

Görüyoruz ve biliyoruz ki, İslam ülkelerinde de kan, gözyaşı, yoksulluk var. Peki neden böyle? Bu sorunun herkesçe bir cevabı var ancak, biz Mevlana’nın şu sözü ile bu sorunun cevabına giriş yapalım: “Bahar zamanı ekin ekmekten gafil kişi, bu zamanın kıymetini ne bilsin!” Eğer bu sözü tam anlayabilirsek, tam cevabı da yakalamış oluruz diye düşünüyorum.

Şöyle ki, evet inananlar üstündür, ancak gerçek inananları burada tanımlamak gerek. Bediüzzaman der ki; “Hakiki imana sahip olan kâinata meydan okur!”

Okuyamadığımıza göre bir sorun var diye düşünüyorum. Mevlana yukarda ne buyurdu? “İnanan insan bahar geldiğinde ekin ekmekten gafil olmaz, diyor” Demek ki geçmiş yüzyılda gafil olmuşuz, çalışmamışız, bilgi topluma olamamışız...

Çare ve çözüm var mı? Evet, Müslümanlar yeniden asr-ı saadete dönmeli, yeniden Efendimiz(sav) ile buluşmalı. Yeniden Müslüman olmalıyız; yani emrolunduğumuz gibi dost doğru olmalıyız, güven toplumu oluşturmalıyız, işte temel sorun burada. Dost doğru değiliz, Kur’andan bir haberiz, bildiğimize amel etmiyoruz…

ÇOĞUNLUK AYNI DÜŞÜNÜYOR

Dün Gazeteci Ali Eskalen ile bir çay sohbetinde aynı şeyleri konuştuk, aynı düşünceleri taşıyoruz. Bir de örnek verdi, Müslüman kimliği ile ortaya çıkan bazı kişiler sözde misyonlarını temsil ettiklerini sansalar da eylemlerinde aynı samimiyette değiller diyerek, değerlendirmelerde bulundu…

Gerçek Hayat Dergisi ve geçtiğimiz aylarda FETÖ özel sayısı yayımladı, orada eski bir mason ile röportaj yapılmış, bu söyleşi öncesi kendisine ifşa edeceklerinden dolayı korkmuyor musun? Diye soruyorlar, o da inançsız insanların korkak olduğunu ve kendisinin de korkmadan soruları cevaplandıracağını belirtiyor. Öyle ya inanan insan bilir ki, Allah hüküm vermeden yaprak bile kımıldamaz! Bizlerde korkmayacağız hiçbir güçten, çünkü Allah en güçlü olandır….

Bakınız bu konuda Mevlâna Hazretleri ne buyurmuşlar: “Allah’ın lütfunun himayesine sığınmak gerektir. Çünkü Allah, ruhlara yüzlerce lütuflar döktü.

Allah’ın lütfuna sığınman gerek ki bir penah bulasın. Bu durumda su ve ateş senin askerin olur.

Nuh’a ve Musa’ya deniz dost olmadı mı? Düşmanlarını da kinle kahretmedi mi?

Ateş, İbrahim’e kale olup da Nemrut’un kalbinden duman çıkartmadı mı?

Dağ, Yahya’yı kendisine çağırarak ona kastedenleri taşlarıyla paralayıp sürmedi mi?

Ey Yahya! Kaç, bana gel de, keskin kılıçlarından seni kurtarayım demedi mi?”

Mevlana’nın verdiği bu örneklerden Kur’an da daha onlarcası var, uzatmaya da gerek yok. Cenab-ı Allah ol derse olur. Buna inanan insan o halde inançsızlardan korkar mı?

El cevap korkmamalı, çünkü biz gücü kutsamayız, “Ol deyince olduran, Allah’a iman ederiz!”

Şu söze bakalım: “İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder; hakiki imana sahip olan kainata meydan okur…” diyen Bediüzzüman ne güzel söylemiş.

Demek ki hakiki iman sahibi olmak gerekiyor.

Sonuç ne yapmamız gerekiyor dersek:

El cevap: “Allah’a inan,sa’ye sarıl, hikmete ram olu, yol varsa budur bilmiyorum başka yol…” Diyen milli şairimiz bize en güzel ve kestirme yolu da bu sözü ile göstermiş.

Arkadaşlar şu cehaletimizle yüzleşmemiz gerekiyor, ben derim de camiler kültür merkezi haline gelmeli, okullar araştırma sınıfları ile donatılmalı….

Yoksa ekin zamanını kaçırmış oluruz.

Bizden uyarması.

Kalın sağlıcakla.