Dondurmanın adı: Karsambaç, Doğum yeri: Maraş, Doğduğu ev: MADO

Maraş Dondurmasının ismini tüm Dünyaya duyuran Mado markasının yaratıcısı Mehmet Sait Kanbur, dondurmanın isminin Karsambaç olduğunu ve Osmanlı dönemlerinde sarayda tüketildiğini belirtti

Dondurmanın adı: Karsambaç, Doğum yeri: Maraş, Doğduğu ev: MADO
Maraş Dondurmasının ismini tüm Dünyaya duyuran Mado markasının yaratıcısı Mehmet Sait Kanbur, dondurmanın isminin Karsambaç olduğunu ve Osmanlı dönemlerinde sarayda tüketildiğini belirtti. Osmanlıya giden 5 gelinin gidip gelmesiyle Maraş’a taşınan karsambacı büyük dedelerinin 1800’lü yıllardan itibaren yaptığını ve dolayısıyla 4 kuşaktır dondurma sektöründe olduklarını söyledi.Geleneklerine bağlı yaşam stili, memleket milliyetçiliği ve geniş vizyonu ile Maraş dondurmasının ismini dünyaya duyuran MADO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sait Kanbur hedeflerinin para kazanmak değil, bu sektörde öncü ve model olmak olduğunu söyledi. Anadolu’dan çıkarak Mado’yu dünyaya tanıtan işadamı Kanbur başarısının sırlarını Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Tuğrul’a anlattı.Kahramanmaraş’ta 4’üncü kuşak dondurmacı olarak dikkat çeken Kanbur ailesinin en büyük ferdi olan Mehmet Sait Kanbur, dondurma dendiğinde ilk akla gelen ismin kendileri olduğunu belirtti.Günde 19 saat çalışan. dondurmayı hala keçi sütü ve doğal hammaddelerden üreterek Türkiye ile birlikte dünyanın 22 ülkesine gönderen Mado’nun sahibi Kanbur dondurmanın tarihçesinin saraya dayandığını belirtti.Dondurmanın bir saray yiyeceği olduğunu hatırlatan Kanbur Dulkadiroğlu Beyliğinden Osmanlıya giden 5 gelinin buraya gelip gitmesiyle Kahramanmaraş’ta bir saray kültürü oluştuğunu, karsambacın da saraydan buraya gelinlerle taşındığını ifade etti. Dondurmacı olarak doğan Kanbur bu sektörde 4’üncü kuşak olduğunu dile getirerek dondurmanın Kahramanmaraş’a Allah’ın bir lütfu olduğunu da belirtti.Maraş dondurmasının ününü dünyaya duyuran ve bu işte öncü rol oynayan Mehmet Sait Kanbur’un başarısının altındaki sır perdesini, Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Tuğrul’a anlattı.İşte Kanbur’la yapılan dev röportajın ayrıntıları;Dondurma nasıl Maraş dondurması oldu?Maraş geçmiş dönemlerde ipek yolu üzerinde yer almış ve ticaret hacmini en üst seviyede tutmuştur. Literatüre bakacak olursanız; o dönem Maraş’tan Lazkiye limanında dünyaya ihraç edilmek üzere en çok salep ve mazı gidermiş. Bu ticaret dondurmayla ilgili burada bir altyapının olduğunu gösteriyor.Bir örnekte Ahır dağından verelim. İnsanlarımızın bir kısmı bu dağa ‘Ahır’, bir kısmı da ‘Ahir’ demiştir. Ahir, Torosların sonu anlamını taşırken, Ahır ise hayvancılığın ne kadar gelişmiş olduğunun göstergesidir.  Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde de geçtiği üzere Ahır Dağındaki Karagöl’den Cimcime Said’in yerine mermer oluklarla sütün aktığı rivayet edilir. Bu hadise de Ahır dağındaki hayvancılığın ne kadar yoğun olduğunu dolayısıyla da dondurma için bir altyapının varlığını gösterir.DONDURMA BİR SARAY YİYECEĞİDİRBüyüklerimizden ülkemizde şeker yokken, dondurmanın bal ve pekmezin karıştırılarak yapıldığını öğrendik. Bugün dağ köylerine gittiğinizde her zaman kışın karsambaç hazırlayıp yendiğine tanıklık edersiniz. Daha geriye gittiğinizde ise karsambacın saraydan geldiğini görürsünüz. Osmanlıda kış aylarında depolamak için kar kuyuları vardı. Kışın bu karlar kar kuyularında depolanır yaz aylarında da dışardan önemli bir misafir geldiğinde kuyudan çıkartılıp karsambaç yaparak ikram ettiklerini tarih sayfalarından okuyabilirsiniz.SARAY KÜLTÜRÜNÜ OSMANLI’YA GİDEN 5 GELİN BURAYA TAŞIDIOsmanlı kültürü olan karsambaç, Osmanlı’ya verdiğimiz 5 gelinin gidip gelmesiyle buraya taşınmıştır, adetlerimiz de o gelinlerimiz aracılığıyla buralara gelmiştir. Biz ayrıca yaşantımızla ‘saraylıyız’ diyoruz. Anadolu’da bir sokak yaşamı var bir de konak yaşamı var. Osmanlı’ya verdiğimiz 5 gelinin buraya gelip gitmesiyle yaşantımızda konak kültürü oluştu ve bizler konakta yetişen insanlarız. Yemeklerimizde, düğünlerimizde, yaşantımızda, gelenek ve göreneklerimizde hep saray kültürü var.Bindallı’ya kadar Anadolu’ya Kahramanmaraş’tan gitmedir. Tarhana da bizim dar gelirli insanlarımızın yiyeceğidir. Literatüre bakarsanız tarhananın gerçek adı ‘darhane’dir. Yani fakir yiyeceğidir. Bunların hepsi Kahramanmaraş’tan çıkmaktadır.DONDURMA’NIN SADECE ROMA’DA OLMADIĞINI GÖSTERDİKDünyada iki tane dondurma söylenir, Roma dondurma alanında dünyada kendini ifade etmeye çalışmış, bizde ‘sadece Roma’da dondurma üretilmiyor, Kahramanmaraş’ta da üretildiğini’ söyledik. Bunun eylemlerini yaptık, mücadelesini verdik, oralara giderek katıldık, bizde buradayız, siz yanlış söylüyorsunuz’ dedik. Hatta bir toplantıda ‘dondurmayı şöyle şöyle yaparım’ deyince bir tanesi içlerinden çıkarak ‘siz çok fanatik birisisiniz’ dedi. Biraz daha üzerime gelince; ‘Romalılar Maraş’ta kaldı, dondurmayı bizden öğrendi. Bizde hala kar kuyuları mevcut, salep mevcut’ derim dedim. O zaman birinci sırayı Roma derseniz ikinci sırayı ‘Kahramanmaraş’ diyeceksiniz dedim. Literatürlere öyle girdirdim. Ben iyi bir milliyetçiyim, bu işi para kazanmak için değil model olmak için yapıyorum.Peki, hayal ettiğiniz duruma gelebildiniz mi? Dondurma da kültür rekabeti yaşanıyor mu?Biz şuan Dünya’nın 22 ülkesindeyiz, daha tüm ülkelerinde değiliz. Biz Anadolu’dan çıktık, Kahramanmaraş’tan Türkiye’nin dışına çıktık. Biz çıkarken kendinizi ifade etmek, markanızın duruşunu ifade etmek kolay bir iş değil. Örneğin Çin’e pirinçli dondurma yaptık, yeşil çaylı dondurma yaptık, bunları Çin’in kültürüne göre yaptık.AMERİKAN HAMBURGERİNİ YİYORSANIZ AMERİKA’YA LAHMAHCUN GÖNDERMELİSİNİZSiz Kahramanmaraş’ta lahmacun yemeniz gerekirken Amerika’n markası hamburger yiyorsunuz.  O zaman sizin de Amerika’ya lahmacun göndermeniz gerekirdi, gönderebildiniz mi? Yok. Onun için memlekette yapacak çok iş var, herkes kendi mücadelesini verecek. Herkes kendi markasını yapmalı markasını da duvara adını yazarak değil, onuruyla, duruşuyla oluşturmalıdır. Zengin olabilirsin fakat itibarlı olamazsın, itibarlı olmak için bir duruşun olmalı bir yürüyüşün olmalı, düşeni kaldırma nezaketine sahip olmalısın. Bizde İzzet babanın bir sözü vardı; ‘oğlum zengin adam olamaz, adam da zengin olamaz. İt de yağlı ama eti yenmez’ derdi, parası olan iş yapabilir ama itibarlı olamaz. Onun için itibarlı olman için duruşunla model olman lazım.Bugün dondurma çeşitliliğinde hangi aşamadayız, yeteri kadar kalifiye personel yetişiyor mu?Çok eskiden elektrik yokken, dondurmayı kar ile yaparlarmış. Hatta salep bile padişah içeceği diye satılırken, dondurma pekmezden baldan yapılırmış. Ecdadımız bunu bir noktaya kadar getirmiş, zaten bizde babamızdan sadece tek çeşit dondurmayı aldık. Bizde baktıkki dünyada değişim var, bu değişime ayak uydurarak bugün 200’e 300’e yakın dondurma çeşidi ürettik. Bugün aynı zamanda bölgenin istihdamına katkı sunuyoruz, burada meyveciliği geliştirdik, çilek üretimini, karadut üretimini, keçi sütçülüğünü geliştirdik ve piyasada bir sektör haline getirdik.ŞİMDİYE KADAR OKULLU KALİFİYE PERSONEL YETİŞTİRMEMİZ LAZIMDIBiz geç de kaldık, bu alanda okulu yapmamız, akademiyi hazırlayıp dünyaya yetişmiş adam göndermemiz lazımdı. Bu sadece Mehmet Kanbur’a düşmemesi lazımdı, bu memleketin üniversitesi var, belediyesi var, siyaseti var. Onlar gelip kalifiye personel yetiştirilmesi için bizi zorlaması lazımdı. Artık çırak gelmiyor, babadan ustadan öğrenilmiyor, okuldan öğreniliyor. Bizler öldükten sonra bunu öğretecek adam da yok.SAĞLAM BASARAK MÜCADELEMİZİ VERDİKBiz tek dondurmayı aldık bugün 200-300 çeşide ulaştırdık. Sokak dondurmacılığından aldık mağaza dondurmacılığına getirdik. 1980’li yıllardan sonra İstanbul gibi büyük metropollere çıkmaya başladık. Bunların nasıl olduğunu milletimiz görmüyor, bir çocuk bile büyürken kaç kere düşüp yara alıyor, bugün hatırlamıyor ama düşmeden kalkmadan da öğrenemezsiniz. Bizimde inişli çıkışlı dönemlerimiz oldu, sağlam basarak mücadelemizi verdik. İstanbul gibi dev bir şehirde kendimizi ifade etmeye çalıştık. Ondan sonra franchise sistemini geliştirdik, hem ürün sattık, hem sistemi sattık.ECDAT YAYA VİYANA’YA GİTMİŞ, BİZ UÇAKLA AMERİKA’YA KADAR GİDECEĞİZDaha sonra yurt dışına çıkmanın hesabını yaptık, Ecdadımız Anadolu’dan çıkmış, nasıl sınırlarını genişletmişse ecdadımızı model aldık. Ecdadımız Viyana’ya kadar yaya gitmişse bugün bizde uçakla Amerika’ya, Çin’e gittik. Bizde bu anlayışla dünyalı olmaya gidiyoruz. Personelime de her zaman söylüyorum; ‘sizler birer Ulubatlı Hasan’sınız’ diyorum. Düne kadar Maraş’ın bayrağını götürüyorduk bugün Türkiye’nin bayrağını götürüyoruz. Türkiye’nin bayrağını çok şükür 22 ülkeye götürüyoruz. 10-15 ülkeyle de istişarelerimiz sürüyor, inşallah oraya da Türk bayrağını götüreceğiz.Burada amaç model olmak ama model olmakta, önde yürümekte kalay bir iş değil. Bakınız 15 Temmuz darbe girişiminde önde yürüyenler ya şehit ya da gazi oldu fakat hepsi de tarih yazdı. Bu tarihinde bir bedeli vardı ve o önde yürüyen kahramanlarımız bu bedeli ödedi. Bu bedelle tarihe ismini yazdırdı.Mado bir dünya markası, siz hala işyerinizde kasanın başında duruyorsunuz, neden?Model olmak ayrı bir şey, ustalık, sanatkâr olmak ayrı bir şey. Bin o kasada usta olarak duruyorum. Mesela alanında çok iyi bir profesör var, gidip ona muayene olmak istiyorsunuz, ona gittiğinizde o ‘gidin asistanıma muayene olun’ der mi? Biz de insanlarımıza; ‘ne olursanız olun gidin işinizin başında durun’ diyoruz, işinizin başında durmuyorsanız o iş sizin değil. Bir işin mutfağını bilmiyorsanız başarılı olamazsınız. Ayrıca o kasada dururken Ar-Ge çalışması da yapıyorum. Yeri ve yabancı müşterilerimizle konuşuyorum, insanların psikolojisini, ürüne olan düşüncesini, hizmete olan bakışını anlamaya çalışıyorum.DONDURMANIN ÇATALLA BIÇAKLA YENECEĞİNİ ÖĞRETİYORUMKahramanmaraş’a, insanlara hala yeme kültürünü öğretmeye çalışıyorum. Gidin Adana’ya, kebabı dürüm yapıp yersiniz, bende buraya gelen insanlara çatal bıçakla dondurmayı nasıl yiyeceğini tarif ediyorum. Biz yıllarda insanlarımıza çengele dondurma asılabileceğini anlattık. Literatüre bakarsanız bu iddiayı ortaya atan benden başkasını da göremezsiniz.EN GÜZEL KAHVE ÇEŞİDİ BİZDEYKEN CAPPUCCİNO İÇİLMEZDünya’nın en gelişmiş mutfağı bizde, Osmanlının mutfağı çok geniş olmasına rağmen hala bunun kıymetini bilmiyoruz. Üzerine nameler yapılmış dünyanın en güzel kahve çeşidi bizde, hala adam oturup ‘bana Cappuccino getirir misiniz’ diyor.  O gün İtalya’dayım, adam ‘Lütfen benimle İtalyanca konuşun, İngilizce konuşmayın’ dedi. Ayrıca ‘burada Amerikan kahvesi değil İtalyan kahvesi içilir’ dedi, bence milliyetçilik bu ve bizimde milliyetçi olmamız lazım.3 kardeşsiniz ve kardeşlerinizin size karşı baba saygısı var, kardeşler arasındaki ortaklık kültürünü nasıl başarılı bir şekilde koruyorsunuz?Biz geleneksel bir aile yapısını devam ettiriyoruz burada da model oluyoruz. Büyük ve küçüğün kendini bilmesi ve ona göre bir birine saygı ve sevgi göstermesi bizim geçmişimizde olan davranışlardır. ‘Büyüğünü bilmeyen Allah’ını bilmez, Teyze ananın yarısı, amca babanın yarısı’ diye düşünürseniz, o zaman babana hizmet etmiş olursun, anana hizmet etmiş olursun.Dondurmanın hammaddesi olan keçi sütünü bugün yeteri kadar bulabiliyor musunuz?Biliyorsunuz keçi sütü ile ilgili çiftçilerimize sözleşmeli hayvancılık yaptırıyoruz. Burada Kahramanmaraş’ı keçide de marka yapalım diye uğraşıyoruz ve bunu anlatmakta sıkıntı yaşıyoruz. Buradaki çiftliğimizde Dünyanın en iyi keçilerini getirdik, bu alanda uzman en iyi profesörlerini getirip buranın bir model olmasını istedik. Bir çiftçi Türkiye’nin neresinde olursa olsun keçi çiftliği kuracaksa gelsin Kahramanmaraş’ta modeli alsın, ondan sonra keçi çiftliğini kursun istedim. Keçi dendiği zaman akla Kahramanmaraş gelsin istedim. Ben Sanen keçi ırkı getirdim ama çiftliğimin ismi ‘Sanen Keçi Çiftliği’ değil, Mado Beyazı Adaptasyon Çiftliği’. Ben Mado Beyazı diye yeni bir ırk geliştirdim, ben embriyocu değilim, embriyoyu nereden bilirim ama keçilerimin adı ‘Mado Beyazı’ dedim. Sende ‘Maraş beyazı’ diye yeni bir ırk geliştir. Üniversite orada niye duruyor, ne yapıyor? Yeni ırkı geliştirmek benim işim mi? Demekki Kahramanmaraş’ta marka yapılacak çok işler var. Bakın, tekstil alanında Kahramanmaraş’ta marka yok çünkü bu vizyon işi, sen İtalya’ya gönder, işlenip geri gelsin, öyle şey olur mu?Pastanecilik sektörü, hayvan çiftliği, meyvecilik dışında başka bir sektöre yatırım yapmayı düşündünüz mü?Bizim yemeyle, gıdayla işimiz. Bu alanda franchise sistemiyle ilgili büyüme hesaplarımız var. Şuan yeni marka geliştirdim, künefeci, dondurmacı diye. Bu konseptle Türkiye’de bir yer açmadık, şuan yurt dışında açıyoruz. Özellikle körfez ülkelerinde 20’ye yakın yerde açılması için anlaşmalar yaptım. Dondurmacı diye yaptığım konsepti Yunanistan’da, Azerbaycan’da açtık. En önemlisi akademiyi hazırlayıp, en az 3-4 dil bilen insan yetiştirmemiz lazım. Sadece ürünü yapanı değil, satanın da nitelikle olması lazım.Moda olarak biz mcdonalds gibi, burger king gibi Anadolu’ya sadece markayı göndermiyoruz. Bu markalar ekmeği, köfteyi Türkiye’den alıyor, ‘Amerikan’ köfte diye satıyor. Biz, gittiğimiz ülkeye ürünümüzü buradan götürüyoruz. Şuan hayvancılık olsun, urmu dudu, çilek, vişne, kiraz olsun bölgede 50 bine yakın insanı destekliyoruz. O zaman biz bölgemize büyük bir katma değer sağlıyoruz, bunu iyi okumamız lazım.Bu sektördeki faaliyet gösteren işletmelere nasıl bakıyorsunuz?Sektörün içerisindeki insanların yanlışları ‘Maraş Dondurması’ ismine büyük zararlar veriyor. 3 liraya 5 liraya bu iş olmaz, ‘babam ağa idi’ demeyeceksin ‘ben ağayım’ diyeceksin. Bakıyorum bu ismi herkes kullanmaya çalışıyor, bir taş koyma yok. Biliyorsunuz eskiden komşu vilayete bile bir kilo dondurma gitmezdi, bugün artık Amerika’ya kadar gidiyor. Ben bunu yapıncaya kadar ömrüm geçti. Ambalajlarını bulup getirmek, dondurucu özelliğinin ömrünü artırmak için ne kadar mücadele verdiğimi ben bilirim.Pastanecilik sektöründesiniz, yurt dışında sayısız ülkeye yolculuk yapıyorsunuz. Kahramanmaraş’taki sosyal yaşamı yeterli buluyor musunuz?Kentte sosyal yaşamın gelişmesi için burada bir takım sektörlerin katkısı olması lazım. Öncelikle kafanızda bir resim olacak, ‘ben Kahramanmaraş’ı nasıl bir sosyal şehir yaparım’ yani yürüme alışkanlığı mı yaptırayım, sokakta yeme alışkanlığı mı yaptıralım, bunun resmedilmesi lazım. Ben önceki belediye başkanına; ‘Trabzon Caddesine Fransa’daki şanzelize caddesindeki gibi kafeler yapın,  insanlar oturduğu zaman hayata bakış açıları değişsin, yönleri değişsin. Yine söyledim; Hükümet konağının altını 3-4 kat otopark yapın, gelen turistlere rehberlik yapması için 3 dil bilen görevliler koy, 5 yıldızlı tuvaletler yap, çocuk bakım odaları, yaşlılara dinlenecek bir yer yap, çayı kahveyi bedava ver, ondan sonra al şehri gezdir, adına da Kültür şehri koy. Gaziantep Gastronomi şehri dediyse sende Kültür Şehri de. Kültür’ün içerisinde yemesi içmesi, geleneği göreneği her şev var. Şuan Kahramanmaraş’ın kültürünü öğrenmek için nereye gidilmeli, böyle gidecek bir yerimiz bile yok. Hani kültür şehriydi, burayı nasıl sosyal yapacağız, etkinlik lazım, festivallerle davul zurna çalmayla sosyal yaşam güçlenmez. 12 Şubat’ta insanlar nasıl kendiliğinden toplanıyor, parayla bu insanları toplayamazsınız, o zaman bir yaşam kültüründe de model olmanız lazım. Bir yaşam modeli oluşturursanız etkinlikler kendiliğinden olur.Dondurma festivaline nasıl bakıyorsunuz?Dondurma festivaline gitmeyeceğim, bu sektörde öncü isem önce bana sormanız lazımdı. Kafamı boş bıraksalar hemen 20 tane kar kuyusu yapıp kar doldururdum, ondan sonra Roma’ya ‘gel buraya, dondurmanın ana vatanı burası, ilk buradan çıktı’ derdim. Bu sektörde modelsem festivalin bizimle organize yapılması lazımdı.Neden siyasete girmeyi düşünmediniz, kardeşlerinizi de sokmadınız?Ben siyasetten anlamam, herkes siyasetin peşinden koşa bilir, siyasetsiz ticaret, ticaretsiz de siyaset olmaz, ben onların ortasından giderim, esnafım, esneğim. Benim ticaretimin ideolojisi olmaz, herkese kapım açık. Biz iyi bir memleket milliyetçisiyiz, kim memleket için canını veriyorsa bizde iki canımızı veririz, bizim davamız bu. Zaten biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Ben siyaset üstü bir insanım, bu memlekete herkesten daha çok emeğim var, burada bizim imzamız belli.Geçenlerde bir müşteri gelip dükkânımda ‘neden burada Atatürk’ün fotoğrafı yok’ diye serzenişte bulunmuş. Bende ‘bu dükkânı ben kurdum ve buranın Atatürk’ü benim bak benim fotoğrafım da orada asılı’ dedim. Adam ne diyeceğini şaşırdı, bir tane Atatürk var fakat herkes kendi işinin kendi memleketinin Atatürk’ü olmak zorunda. Biz burada siyasetçi gibi değil siyaset üstü hareket etmemiz lazım, benim davam memleketim başka bir davam yok. Parayla, pulla işim yok, işim önde yürümek ve model olmak. Bizi koltuklar paralar yüceltmiyor, biz o koltukları o paraları yüceltiyoruz, bakış açımız bu. Geleneklerinize, göreneklerinize sahip olmanız lazım, sahip olamıyorsunuz sizden bir şey olmaz.Tarihi eserlere çok önem veriyorsunuz, bu bir hobi mi?Tarihi eserlere ve antikaya verdiğim önem, geçmişe olan saygımdan kaynaklanmaktadır. Geleneksel bir aile yapım olduğu için, geçmişi geleceğe taşımak istiyorum. O kıymetli eserlere hizmet ediyorum, bugüne taşımaya çalışıyorum. Bu benim kültür ve yaşam biçimim, hayat okunmaz yaşanır, onu yaşıyorum.Bir ağabey yok memlekette, buna ne diyorsunuz? Bu konuyu anlatırsam zaman yetmez, başka bir gün anlatayım. En çok kızdığım noktalardan birisi de ağabeylik. Şimdi devlet mahkemelerde ‘arabuluculuk’ diye bir sistem geliştirdi. Bu sistem düne kadar mahallelerde vardı zaten, mahallenin büyükleri araya giriyordu çünkü herkese düşen görevler vardı. Bu memlekette Ağabeyliğe ihtiyaç var, diğer illerde bunun modelleri var. Ağabeylik bir anda oluşmaz, kendiliğinden zaman dilimleri içerisinde oluşur. Tabiki bunun da maddi manevi bedelleri var, pamuk eller cebe. Ağabeylik meselesini de uzun uzun başka bir zaman anlatmak isterim.

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2017, 11:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner180

banner174