Aşk şakıyan sevinçleri yaşayamamış insanların anısına…

Duygularımız, hayatımızın her anında bizimle olan adeta her nefes alıp verişimizde kalbimizde olandır.  Bizi etkileyen ve diğer insanlarla etkileşimimizi düzenleyen birden çok duygumuz bulunuyor. Çoğu kez, bu duyguların hükmünde hareket ediyor ve karar veriyoruz. Yaptığımız seçimler, hareketler, bakış açımız duygularımızla şekilleniyor. Peki insanın temel duyguları denince akla neler gelmeli? 6 temel duyguyu ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfke olarak tanımlamıştır. Daha sonraki çalışmalarında bu temel duygulara gurur, utanç, heyecan gibi bazı başka duyguları da eklemiştir.

      İnsan ilişkilerimizi yönlendiren en temel şeylerden birisi duygudaşlıktır. Duygudaşlık; birbirinin duygusunu anlayabilme ve anlamlandırabilme becerisidir. Kendi duygularımızın ne olduğunu anlayamadan, nefesimizi bile niçin aldığımızı bilmeden ömür geçiyor. Bu koşulda başkasının duygularını nasıl anlayacağız? Nasıl birinin hüznüne ortak olacağız? Anlaşılmayı beklediğimiz insanlardan bu şekilde medet ummaya devam mı edeceğiz? İnsan ,öncelikle kendi iç dünyasına yabancılaştı. Bugün ne yaşadım, bana ne oldu, kalbimde huzursuzluk var ama sebebini bilmiyorum diyerek yaşıyoruz. Her duygunun bedenimizin uzuvlarında hissettirdiği duyumlar vardır. Örneğin, çok mutlu bir haber aldım ve bu haberin yansıması heyecanlı bir kalp ve gülümsemede tezahür eder. Bir konuda hüzünlüyümdür bu başımda ağrı olarak tesir eder. Kendi duygularımızı ve bedenimizi sayfaları hızlıca çevirircesine okumak başka, altını çizip okumak bambaşkadır.

        Acaba, insanlardan anlayış isterken çok mu beklentideyiz? Öyle ya insanlar kendi duygularına yabancıyken bir başkasına nasıl anlayışlı olsun? Galiba, bizleri anlamayan insanlara hak vererek de hayat geçmiyor. Duygularımız, başkasının insafına kaldığında sevincimiz bir kuşun kanat çırpması kadar kısa oluyor. Halbuki, bizlerin kuşların gökyüzünde özgürce dizildiği, aşk şakıyan sevinçlere ihtiyacımız var.

     Bugün duygularımı anlamayı kendimden sağlamaya ihtiyacım var. O zaman aşk şakıyan kalbim daha anlamlı atmaya başlar. Belki de , başkalarının dünyasını değiştirmeye adanmak değil de, kendi dünyamızı değiştirmek daha az yorar kalbimizi. Nereye gidersek gidelim, yollarımız kendimizden başka kimseye çıkmayacak. Dönüp dolaşacağımız yer yine evimiz; kalbimiz olacaktır.

     Size eğitimlerimde öğrendiğim güzel bir uygulamayı sunmak istiyorum. Kendi duygularımızı anlamaya yardımcı güzel bir çalışma.

   “ Güzel, kendini güvende hissettiğin bir yer bul kendine. Koltuğunda otururken bir yetişkinsin. İçine bak. Her şey yerli yerinde. Bir annesin, çocuklarını okula göndermişsin. Ev işlerini bitirmişsin. Veya bir babasın, faturalar ödenmiş, paranın hakkını vererek günü kapatmışsın.

     Kendine yeten yetişkin tarafınla biraz daha derinlere git. İçindeki küçük çocuğu bul. Bu çocuğun senin merakını nasıl tuttuğunu, sevgiyi almaya nasıl ihtiyaç duyduğunu fark et ve hisset.

Şimdi bu küçük çocuğu bulduğuna göre, ona bak ve sana gülümsediğini gör. Bu çocuk iyi bakılmayı hak ediyor. Korunmayı, sevilmeyi, iyi bir uykuyu, sevgi dolu insanlarla görüşmeyi hak ediyor. Bu çocuğa iyi bakabileceğine inanıyor musun? Bir yetişkin olarak, yetişkin olmak zorunda olduğun ortamlardan uzak tutabilir misin?

    Şimdi, normal bir günde yaptığın şeylere odaklan. Aynı zamanda çocukla ilgilendiğinden ve onu koruduğundan emin ol. Suyunu içtiğinden, iyi uyuyup yemek yediğinden, eğlendiğinden emin ol. Yetişkin davranışı gerektiren durumlardan uzak tuttuğundan emin ol. Hazır olduğunda çocuğa sarıl. Onun atan kalbi, senin kalbinde atıyor hisset, aldığı nefesi fark et senin ciğerlerinde, seninle bir alıyor. Şimdi hayata geri dön, gazetenin diğer sayfalarında gezinmeye…”